My photo
a utopist, a green, a free soul, a liberal, a young (well let's say 'a new' rather than 'young') mother, a rebel, a thinker, a smiler, a wonderer, a note, a butterfly, a rainbow, a nymph, a kite, a wave, a breeze from the sea, a purple soul, a chocolate-addict, a lover...
Showing posts with label Mutlu Anlar. Show all posts
Showing posts with label Mutlu Anlar. Show all posts

Wednesday, 23 October 2013

Hayattaki Bumeranglar

Esasında her şey 'anne'yle başlıyor.. Ben ne zaman sınava girmeden önce 'anne dua et, iyi not alayım' desem, annem 'tek sana değil, herkesin çocuğunun sınavı iyi geçsin' dedi. Ben ne zaman kendim için birşey istesem, annem 'Allah herkese versin, tek sana değil' dedi. Hayattaki tılsımlardan, öğrenilmesi gereken derslerden biriydi annemin öğretmeye çalıştığı sanırım: Bir şeyi isterken, sadece nefsin için değil, tüm insanlık için istemek. Ama bu söylendiği kadar kolay olmuyor. Hayatta çok fazla tekamül evreleri var, ve her seferinde kendinden geçip, herkes için istemek kolay olmayabiliyor. Ama biz anneler /aileler olarak çok büyük bir fark yaratıp, bencil olmayan, duyarlı ve paylaşan bir nesil yaratabiliriz diye düşünüyorum. Şu an tüm dünyaya yetecek kadar yiyeceğin olması ama dünyanın birçok yerinde birçok insanın ve bebeğin açlıktan ölmesi beni en küçüklüğümden beri şoka uğratan bir durum.. Bana bayramda 'niye TR'de yaşıyorsunuz ki, gidin yurtdışına, ne işiniz var burda' denildikten sonra şöyle bir soru geldi 'neden bu ülke için umutlusun?' Ben de dedim ki 'eleştirdiğim noktalar var, ama ben bunların düzelmeyecek şeyler olduğuna inanmıyorum ve eleştirip oturup kalmaktansa değiştirmek için daha doğrusu daha güzele doğru bir hayat olsun diye uğraşıyorum' deyip, projelerden bahsettim. Evet ben umutluyum, ama bu umudu tekbaşıma gerçekleştirebilmem gibi birşey söz konusu değil. Ama herkes kendi çocuğuna benim umut ettiğim hisleri, analitik düşünmeyi, kendini başka bir canlının ve insanın yerine koymayı, duyarlılığı vs.. öğretirse, hepbirlikte bu umudun gerçek olacağını biliyorum. Çok ütopik gelebilir ama ülkemizdeki kutuplaşmanın, ayrımcılığın vs.. bile Kitap Okuyan Çocuklar Projesi'yle uzlaştırılabileceğini düşünüyorum. İnsan bilmediğine düşmandır prensip olarak, ama insanlar birbirlerini çocuklarının etrafında tanıyıp, anlamaya çalışırlarsa, birbirlerine zor zamanlarında destek olurlarsa hiçbir büyük sorun kalacağına inanmıyorum. 

Hayat paylaşınca gerçekten çok güzel.. Paylaşmanın bir tadı var. 2000'lerden önce Reader's Digest'in bir sayısında şöyle bir makale okumuştum: hayatında hayır işleriyle uğraşmayanların başına hep olumsuz şeyler geldiğine, ama hayır işlerine koşturup, hayır kurumlarına para verenlerin daha az başına kötü olay geldiğine dair bir sigorta şirketiydi sanırım araştırma yapmış. Ben de buna çok inanıyorum. Hayra verdiğin hayır olarak geri döner. Hayatta bumeranglar var esasında. Bizim yaptığımız iyilik olsun, kötülük olsun bumerang atmak, o bize geri dönüyor. Karma felsefesinde olduğu gibi hayat bence de.. Hayata ne verirsen o onu sana geri veriyor. Ya da Şemsvari: hayat bir dağ, dağa ne söylersen yankılanarak sana aynı şeyi söylüyor..
Ben kendi hayatımda birebir yaşadım: aramın hiç iyi olmadığı biri için, sürekli olarak olumlu sözler söyledim, hani kırk kere söylenen şeyin gerçekleşeceği ile paralel olarak ve oldu gerçekten de... Türkiye'ye geldiğimden beri insanların sürekli ülke hakkında, gidişat hakkında, hayat hakkında söylendiklerini görüyorum. Araba kullanırken  bile insanlar huzursuz, aceleci <[ki araba kullanma hayatıma Delfina'yı anaokuluna götürme mecburiyetinden geldi, yine kızım beni geliştirdi, onun sayesinde asla yapamam dediğim bir maceranın içine girmem gerekti] trafikte meditasyon yapıyorum artık, ve çok işe yarıyor. Kendime bir acelemin olmadığını söylüyorum, insanlara ve arabalara yol veriyorum. Olumlu bir ruh halini etrafıma yaymaya çalışıyorum >.
Ben artık olumlu sözler söylenmesi ve yapıcı & yaratıcı hareketlerde bulunulması gerektiğini düşünüyorum. Bu da elele vererek daha kolay olacak, buna eminim..




Gerisi burda...

Sunday, 17 March 2013

Happy St. Patrick's Day!

Happy St. Patrick's Day! 
Three years ago today, 
we learnt about Delfi's existence :)

Gerisi burda...

Friday, 15 February 2013

One Billion Rising: kizimla, kizim icin, tum kadinlar icin


Kizlarimizla Besiktas'ta Kadina karsi siddete hayir dedik.
Esra&Delfina - Hande&Bengisu
Hep bize dunyada yaratilan ilk insanin bir erkek oldugu anlatilir. 
Peki o yuzden midir ilk gelenin otoritesini kabullenis?
Esasinda ana sorun bir otoritenin varligi ve mevcut sosyal duzenin bir diger cinsin egemenliginde kabullenilmis olunmasidir. Ve bu otoritenin yapisi cok problemli tabii ki cunku cinsel organindan bir parcanin geleneksel olarak kesildigi bir otoritenin kadinlar ustune yansiyan saldirganligi dun gittigimiz One Billion Rising duruşunun ana konusuydu. Dun anali-kizli dunyadaki kadina karsi siddet konusunda farkindalik yaratmak ve buna bir dur denmesinin zamaninin gelip de gectigini gostermek, ve konuyla ilgili sesimizi duyurmak icin Besiktas'taki dansa katildik. Aksamina da Delfina'yi en guvenilir ele birakip, ben arkadaslarimla Kadikoy'dekine gidip, halay cektim. 

Delfina ve Bengisu gelecekleri icin dans ederken
Ben esimle evlenirken, hem nikah memuru hem de davetliler baski yapti, ayagina bas diye [tabi sevgili esim Turk kulturunde varolan bu gelenegi bilmedigi icin bos gozlerle bana bakti, ne diyorlar diye], ben de 'esitlikten yanayiz, o yuzden basmiyorum' dedim. Ben hayatin her yerinde, her aninda esitlikten yanayim. Kucuklugumuzden beri bize ogretilen hikayeleri ve rolleri sorgulamasi akli olan ve dusunen her insanin sorumlulugu kanimca. Ben eger nikah esnasinda, toplum bana 'bas' dedi diye bassaydim, kendime uzak dusmus olurdum. Ben esitlikten ve birlikte mutluca yasamaktan yanayim. Niye insanlar kendilerini bir digerinden ustun goruyorlar ki! Niye bir insan digerine siddet uygulamayi kendine hak sayiyor ki! Nasil bir anlayistir bu, aklim almiyor. Insanligin getirdigi ahlaka sahip olanlarin da zaten boyle bir seye kalkismayacaklarini dusunuyorum. 
Yine de sonuc degismiyor: kadinlar ölüyor, öldürülüyor, dayak yiyor, evlere hapsediliyor; isin kotu yani kadinlar siddete maruz kaldiklarini anlamiyorlar bile!
Arkadaslari da gormus olduk :)
Siddet, sadece dayakla, zorbalikla olmaz. Karsinizdaki erkek, sizin psikolojinizle oynuyorsa, size hakaret ediyorsa, sizi bastirmaya calisiyor ve size kendinize karsi surekli olarak sucluluk hissettirmeye calisiyorsa; bilin ki siz de siddet mazurusunuz. 
Internette ve toplumda duydum bir suru sacma sapan erkek soylemleri: neymis, dans edip ne olacakmis, siddete maruz kalan kadin hala devam ediyormus maruz kalmaya, dans edip de bir sey mi degistirecekmisiz? Cevaben soyle diyorum: siz dans etmediniz de degistirebildiniz mi durumu? Kadinlar, birbirlerine destek gosterdikce, alternatif yollar kadınların önlerine sunuldukca iclerinde bulunduklari carktan kurtulabileceklerdir. Hukumetlerin de esitlik ve adalet icin elinden geleni yapmasi ve caydirici kanunlar cikartip, kadinin yaninda pozitif ayrimcilik kapsaminda yer almasi gerekmektedir.

Kizim ve tum kadinlar icin adil, esit ve yasanilir bir dunya diliyorum... Erkekle birlikte, omuz omuza varolabilecegimiz, yasanilasi bir dunyaya..

Gerisi burda...

Thursday, 29 November 2012

Delfina's second birthday and reflections


Delfina is a two year old girl nowadays.. 
She's grown 40cm taller and she put on almost 11 kilos after she was born.  
It was a busy two years really...

mother & daughter
She had to learn how to eat, walk, talk, climb, run, make jokes, play, learn rules such as 'don't poke a carrot into daddy's eyes', deal with human relations, how to share, etc.
She travelled to Singapore, New Zealand, Spain and she is a wonderful travelmate. 
She moved house. She started to sleep on her own in her own bedroom.
She learnt that actually she could poo and pee in the toilet instead of her nappy, but only if she wants! 
She's a cute, smiley, beautiful, gorgeous baby. 
When mummy cries, she knows how to console her by saying 'annee?' which means mummy in Turkish and by giving hugs and kisses to mummy.. 
She loves to read books. She loves to listen to the Wiggles and songs of Peppe [a Turkish cartoon character] and watch Baby Einstein. 
She tries to sommersault with the help of her parents. She is a lovely playmate... Her laugh is gorgeous.
 When she tries to attract the attention of strangers, she simply shows them her tummy and belly button :) 
She is into computers like her dad is. She destroyed various parts of her mummy's puter successfully many times. She is quite good at puzzles and she loves her baby dolls.
She is the cutest when she says: 'more?' meaning to say 'would you like another cup of tea, darling?' :) 
She suddenly starts crying in the playground after spending two hours there the very moment she gets hungry and her mummy straightaway puts her to the pram and gives her a banana and that very moment she is as happy as anything. 

Delfi breastfeeding
in Alhambra, Cordoba, Spain
She is very observant: she keeps on finding people's glasses, cell phones, bags and brings them to the person they belong to.
She loves feeding the birds. 
She knows the roads, she tells mummy which way to go sometimes. 
She is a very confident young lady. 
She can count without using the actual words. She is very musical, she follows the tune.
Just before she turned two, she became familiar with the world of saying 'no'. Everything can be a no when it means yes :)
She used to eat any kind of veggy, but now she is a teenager who loves pasta, rice and ketchup [additives and colouring free] ;)
She adores breastfeeding, and her mother is so happy that she could breastfeed for two years despite various health related problems. 
Delfina Ada is very much loved by people around her and she is a bundle of joy and happiness...
She penetrated into the lives of her parents very surprisingly but became the best surprise ever... I -as a mother- am so thankful for every second I am having with her and for her existence...
Happy birthday, my gorgeous girl...
May you shine in our lives ever...
Here is a cool and an interesting anecdote:

Delfina the chick

Delfina's grandfather ('pop' as she calls him) incubated 7 eggs from his chooks. He named each egg on one side kya, delfina, alana, shayla [his granddaughters], dania [his daughter], averil [wife] & one late egg which he named "late egg". He put a cross on the other side of each egg (apparently you have to turn them 3 times a day). Only one hatched unfortunately but here's a small but interesting coincidence. The delfina egg was the only one to hatch & it hatched on her birthday! 


May my love for you protect you from evil and badness forever 
and may you be safe and full of life energy...
I love you my li'l chick...




Gerisi burda...

Wednesday, 13 June 2012

Annelik ve Kadin dogasi

Delfina bugun itibariyle 18 ay, 3 haftalik.
Ben her zaman her isin kendi dogasi olduguna inanmisimdir, hersey vakti geldiginde olur ya da olmaz...
Kalben inandigim ikinci sey ise niyetlerimiz ve sozlerimiz bu evrende tilsimli. Cok gucluler.
Iki-uc gun once Delfina'ya artik sutumuzun yavasca azalacagini, ve onumuzdeki 5 ay icinde de tamamen bitecegini soyledim. Ve dun birden goguslerimin eski boyutuna geri geldigini farkettim ve 18 ay 3 haftadir bekledigim bir sey oldu ve benim hormonlarim, vucudum eski haline dondu. Icim burkuldu once, sanki o anneligin getirdigi ozel bag elimden alindi gibi geldi, mahzunlastim..
Sonra ablamla bu konuyu konusurken ablam dedi ki:
"Dunyaya gelmesini sagladigin bebegin, ayaklarinin uzerinde durabilecegi gucu vermek en buyuk amacti. Bundan sonraki tek gururun onun kendi ayaklari uzerinde durabildigi anlari gorup, gurur duymak. Bundan ote baska buyuk mutluluk yok."
Emirgan, lale zamani
Dogru... Ben hep coook cok emen kizimi obsesif birsekilde 24 ay emdircegimi soyledim. Belki de 24 ay emecek ama kesinlikle sutum azaldi. Her bebegin, her isin bir dogasi var. O ihtiyaci olan yuklu emmeyi 18 ay 3 hafta bol bol surdurdu. Ama simdi hem o biraz daha farkli, hem ben. Hala emiyor, ama eski yogunlukta degil. Benim vucudum da artik birseylerin degistigini bana soyledi. 
Annelik cok ilginc bir duygu.. Hani diyorlar ya annelik kutsal diye. Kutsal cunku, cok emek harcaniyor, kendinden cok seyi feda etmeyi ogreniyorsun. Kendinden veriyorsun. Bencilligini bir tarafa birakiyorsun. 
Arada duyuyorum etrafin 'aaaaa bu kiz benim kizim olsun, eve gotureyim' dediklerini', tabi bulmuslar boyle tatli ve guzel kizi, herkes ister! :) Ben de diyorum 'hayir ben kizimi veremem, ben neler cektim o bu hale gelsin diye, biliyor musunuz siz?' diyorum. :) Ben bu olayin farkli versiyonunu soyle yasadim: okul yillarimda hep basariliydim, ayni zamanda sosyaldim, sanatin farkli dallariyla hep ilgilendim ve birseyler yaptim. Ve o gelisme yillarimda cok kisiden duydum 'bak artik ben senin de bir annenim, sen benim kizimsin' gibilerinden laflari. Evet iyi kisilerdi bunlari diyenler, bana annelik yapmak isteyen. Ama kimse kusura bakmasin, anne olmak o kadar kolay degil. 'Ben senin annenim artik' demekle anne olunmuyor. Eger ben sorunlu bir genc olsaydim, hic kimse bana bunu demeyecekti belki. Dönüp dolastim ve hep kendi annemi buldum. Cunku dogum aninda [ve tabii ki oncesinde ve sonrasinda] kurulan o bağ, kopabilecek bir bağ degil...
Evet su an Delfi kendi ayaklarinin ustunde duruyor, bana dusen artik ona destek olmak, ve onun donup dolasip yine bana gelecegi bir liman olmak..
Gerisi burda...

Thursday, 7 June 2012

Annece kendi kendine dusunmeler...

Kizim hizla buyuyor... Hatta hala bebek dememe ragmen sanirim artik Delfi  bir cocuk olma yolunda, hatta bir cocuk... Parmaklari artik bir bebegin parmaklari gibi degil, daha buyuk, daha herseyi nasil kavrayacagini bilen parmaklar..

Ilk dogdugunda gozleri babasinin goz renginin aynisinin tipkisiydi. Sonralari daha acik mavi oldu. Simdiyse tam 18 ayini doldurduktan sonra mavisinin ortasinda benimki gibi baska acik bir renk belirdi :)
Nasil bir seydir varolmak, ya da yaratilis, her gun cocugun simasi, sekli evriliyor cevriliyor.. Sanki bir heykeltrasin gizli sakli elleri surekli Delfi'nin yuzunde, boyunda caktirmadan rutuslar yapiyor; fikrini degistirip ona  farkli renkler, sekiller katiyor...

Herseyi anlayan, benim tatli kizim...
Daha konusmuyoruz, vaktimiz var sanirim... Kolay degil iki dildeki farkli sesleri takip etmek tabi...
Konussa sanki hayat daha kolaylasacakmis gibime geliyor.. Ama kim bilir hic susmadan konusan bir kiz olursa, yandim ki ne yandim :)

Iki hafta oldu hayatindaki ilk evi degistireli. Yeni cevre, yeni arkadaslar, yeni ev, yeni isik, yeni duvarlar, yeni boyut... Tasinirken bence uslu sayilabilecek bir bebekti ama kesinlikle yeni evi yadirgadi.. Bugun daha yerlesik bir duzene gecmenin getirdigi bir sey sanirim, ilk kez bugun evin icinde eskisi gibi bircok oyunlar oynadik, ve artik bu evin evimiz olmaya basladigini hissettim ben de... Hatiralarin yaratildigi, mutlu anlarin kazanildigi, hafiza denilen tunele islenen anlarin meydana geldigi ev sanki daha cok 'ev' :)

Soruyorum Delfi'ye, 'parka gidelim mi?' kafa salliyor, evet anlaminda. 'Arkadaslarin var mi parkta?' kafa salliyor . Parka gidiyoruz, cekingen, urkek, ne yapacagini, nasil diyolaga girecegini bilmeyen. Zaman icinde insanlarla nasil iletisime gececeginin yollarini bulacak. Parktaki diger annelere bakiyorum, kimisi hala buyuyememis bir kiz cocugu adeta.. Sanirim bu yaslardaki kisilik olusumu cok onemli. Agac gercekten de erken egilip, o sekilde kaliyor...

Delfi de yolunu bulacak.. Insanlarla iletisime gececek.  Kizim hizla buyuyor...
Gerisi burda...

Saturday, 31 March 2012

16 aylik ve Delfi'nin gittigi ilk tiyatro

Delfi ilk tiyatro oyununda, oyun sonrasi Işık Ablasinin kucaginda :)

Esasinda sanmiyordum ki 16 aylik bir bebek [evet, o hala benim bebegim :)] tiyatroya gitsin, ve bir saat boyunca sessiz sedasiz oturup oyunu merakla izlesin. Ama oldu :) Bugun Mecidiyekoy'deki Profilo AVM'de Delfi Hanim ilk tiyatro oyununu izlemis oldu, hem de basrollerde bu siralar basrolunu oynadigi bir kisa fiimle Cannes Film Festivali'ne kabul edilen Isik Ablasi vardi [Işık Yönt]. Bence cok guzel bir baslangic oldu bu Delfi icin, Yaşasın Büyüyorum oyununu izlemek. Kizim da buyuyor gun gectikce. Iste hayatindaki yeni bir ilk daha gerceklesti. Oyunda Isik teyzemiz Düşler Perisini canlandiriyordu. Kizimin da dusleri bol, hayalleri hep gercek olsun :)

mutluyuz, sanat doluyuz :)
Delfi went to her first theatre play today. She was a very good girl: she sat and watched the play quietly. She even did not want to lose her concentration by eating her very-much loved banana :) The star of the play was her Aunty Isik, whose short movie has been accepted at the Cannes Film Festival recently :) It was a very good introduction to the world of actors and actresses for Delfina today. Days of life are passing and she is growing up really quickly.. Another milestone today... 
Gerisi burda...

Friday, 30 March 2012

Cennet de cinnet de analarin ayagi altinda

"Cennet analarin ayagi altindadir." Bu sozu/hadisi ilk duydugumda kucuktum, ve kendi kendime 'nasil yani' dedigimi hatirliyorum. Hatta annemin ayaklarinin altina bile baktigimi hatirliyorum. Ilginctir, bu sozun ne demek istedigini anlamam sozu duyduktan sonra sanirim bir 20 yil aldi. Anladigimdaysa, 'evet' dedim, cennet/huzur/mutluluk anamin ayaklari altinda, onun dibinde ya da baska bir deyisle annenin diz kapaginin alti civarinda bir yerlerde. Bir bebek annesinin etekleri dibindeyse kendini hisseder guvende. Huzurlu ve mutludur orda. Cennet, yani guven ve mutluluk hissi ordadir. Anne olduktan sonra bunu daha da iyi anladim. Bir de bu isin anne acisindan iki yuzu oldugunu da anladim. Anne yavrusu etekleri dibine geldiginde ya kendini cennette hissediyor, ya da cinnette. Hele bir de mizmizlaniyorsa yavrusu, ve anne bir is yetistirmeye calisiyorsa. Tabii ki yavrumdan daha onemli bir is yok su an benim icin. Ama bazen -nadiren de olsa- oluyor: asfalyalarim atiyor ve cinnet ani derin bir nefesle kendini cennete donusturuyor; elimdeki isler birakiliyor; ve tum enerji yavruya odaklaniyor. Evet cennet de cinnet de analarin ayaklari altinda. Maalesef ki ayaginin altini cocuguna, cocugunu ayaginin altina alarak gosteren anneler de var. Allah tum yavrulari cinnet anlarindan korusun... cennetleri daim olsun...
Ayaklarimin altindaki cennetim...

Gerisi burda...

Wednesday, 21 March 2012

Delfi is already trying to leave home!





Can't believe that my 16 months old baby can open the house door!!!?? 

Delfina ne zaman buyudu de sokak kapisini acmaya basladi!!!??? 

Gerisi burda...

Thursday, 19 January 2012

Delfina's first word in English: mum :)

Delfina playing in a rock pool in Taupiri Bay
My gorgeous girl's first word in Turkish was 'baba', which means father.
Her first word in English became 'mum' :)


Gerisi burda...

Sunday, 15 January 2012

Delfi ran before she could walk / Delfinam yurumeden kosmaya basladi :)



Today Delfina was walking around with her Nanma in the garden while I was cooking. Then, Nanma asked "where is mummy?" and I put my head around the corner saying "here I am!" and Delfi, getting over-excited, ran towards me!!!! Well, she can crawl but she cannot walk on her own yet. It was one of the best moments to see her trying to run [without holding anywhere / anyone] towards me even though she fell down on her third step.

~

Bugun Delfinam yuruyebilemeden bana kostu :) Olaganustu bir his...
Gerisi burda...

Saturday, 31 December 2011

Yeni yil ve mucizeler...














Delfina'mla istanbul Maceralarim, ulke, yarim kure ve kita degistirdi.
Yeni yila 1 saatten az sure var ve Delfina 1 saat sonra 1 yil, 1 ay, 1 hafta, 1 gununu doldurmus olacak :)
Bebegimle bugun itibariyle yollar, okyanuslar ve kitalar asip, Yeni Zelanda'ya geldik...
Yeni yil mucizeler zamanidir..
Umarim hayatimizda hep guzel mucizeler olur, sevgi dolu, saglikla, mutlulukla ve huzurla...
Hep buyuk seyler isteriz yeni yilda: ask, is, para vs...
Ama hayatta kucuk ve mutlu seyler de var: kucuk mucizeler var...
Bir bebegin kahkahasi, sevdigin birinin sana kek yapmasi, 'iyi ki varsin' denmesi gibi... Bu tarz 'an'lar veya mucizeler insanin varligina daha cok varlik katabilir esasinda...
Yasam bir nefes...
Nefesi herkes aliyor ama nefesi ne kadar kaliteli aldigimiz cok onemli [bunu bir yerde duydum ama nerde? 'plagirism'e girmez umarim dedigim :)]
Astim hastasi olarak nefesin ne kadar onemli oldugunu cok iyi bilen biriyim...
Nice rahatca ve huzurla, evrenle butunlesmis olarak alinmis nefeslere...

Gerisi burda...

Thursday, 8 December 2011

magical tray and Delfi's future job

Delfi with her cuzzies celebrating her teeth :)
Delfi partying
Turks love to celebrate anything! We just need a reason and it always proceeds with a ceremony. There are so many traditions / celebrations regarding babies. One of them is to celebrate a baby's new tooth. After your baby's first tooth arrives, the person who found the new tooth needs to buy from head to toe new clothes. And guests are invited, a special wheat dish is cooked, guests dance and have a fun. And then a tray is prepared. Various items, which represent different occupations, are put on the tray. And you hold your baby and s/he needs to pick up one of the items there. Whatever the baby chooses, Turks believe - for the fun of it - that the baby's future profession will be related to the item s/he picks.

Magical tray that sorts your future profession
Yummy cakes that Aunty Emel baked
for Delfi
Miss Delfina Ada had her first teeth (she always receives her teeth in pairs at the same time) when she was six months old. I thought we should have her tooth ceremony in Izmir where my family and relatives live. So I kept on delaying it and last time I was in Izmir, I finally managed to organise the ceremony but along with her birthday party. A nice cake, lots of cookies and savouries were cooked. On the tray, I put a mouse [representing her father's occupation],  a whisk [in case she wants to be a chef], a calculator [to calculate her wealth as a rich business woman], a book [about Einstein's relativity! in case she wants to be a teacher / academic / scientist etc.], a Quran [in case she becomes a theologian as her grandmother desires for all of her grandkids, even tough this wish never comes through], scissors [representing surgeons, tailors], a golden bracelet [in case she becomes a goldsmith or a princess with lots of jewellery], a flute, and a painting brush. Actually I intended to put a pen on the tray but in a rush I must have forgotten about it. Well, my gorgeous girl picked up the flute and then the painting brush. I don't know whether or not she will be an artist, but I love her. She decided to come to this world when I was working at Birmingham Conservatoire and when I was 8 months pregnant to her, I started to learn how to make Turkish tiles. I don't know if her preferences from the tray are related to what I did during my pregnancy [of course not! :) ] or if she will really be an artist or not. I don't care I just like the poetry in the whole thing :) 
I love my daughter and I know that whatever she does, she will do it right and she is a wonderful daughter who sprinkles her light which makes people happy. Everyone comments on her sociability and her positive energy that makes everyone smile for no reason. 
Delfi right after she picked up her flute







Gerisi burda...

Monday, 28 November 2011

Türk insanının kendini aştığı an

Gecen gun Suleymaniye-Eminonu taraflarinda Yeni Zelanda yolculugumuz icin hediye alis-verisi yapip, pilimiz bitip tukendikten sonra Eminonu'ndeki Asli Borek'te soluklanmaya karar verdik. Neyse, yukari ciktik, siparisimizi verdik, her zamanki gibi garsonlar Delfina'yla oynamaya calisiyor ya da benim kizim her zamanki gibi herkesin dikkatini ustune cekmeye calisip, bunu basariyla yerine getiriyordu. Once Delfina'yi emdirdim tabi [yani bebegin annesinin ben oldugum asikar]. Sonra garson gelip ne dese begenirsiniz? "Abla bebek [Delfi'yi gostererek] yabanci mi?" Dumur dumur olmanin da otesi bir sey oldum. Ne abuk bir sorudur bu ya? Ben de dedim "hayir, benim bebegim!" Sonra sorularin ardi arkasi kesilmedi tabi. Esim Turk mu, nereli, soyle mi boyle mi.
Gecen gun Damien adina bir kargo yollamak icin kargo sirketine girdim. Kadin soyadimi ve esimin ismini gorunce sordu: "Yabanciyla evlenmenin, Turk'le evlenmekten farki yok dime?". Ben yine dumur oldum tabi ve dedim "daha onceden Turk'le evlenmedigim icin bilemiyorum". Insanlar mi patavatsiz, yoksa saf mi, ben anlamadim.
Malum trafik kazasindan sonra doktora ayagimi kontrol amacli gostermek icin Baltalimani Kemik Hastanesine mecburen hepberaber gittik. Damien Delfi'yi bebek arabasinda tasiyor, ben de kendimi tekerlekli sandalyede suruyorum. Cok garip bir tablo. Esasinda ben Delfi'yi sursem, Damien benim tekerlekli sandalyemi surse daha kolay olabilirdi benim icin ama ikinci bir kazaya da maruz kalabilirdik! Allah korusun!
Neyse, ben tekrar rontgen cekildim, tekrar siraya girdim rontgeni gostermek icin. Kadinlar yine beni soru yagmuruna tuttular. Neymis, "Turk erkegi kadar iyi miymis yabanciyla evlenmek" vs. vs.
Ne diyim, Türk insanının kendini aştığı an diyeyim.
~
Inanilacak gibi degil ama dun bu yaziyi yazdiktan sonra Delfi'yi 1 yas asisina goturduk. Sonrasinda da Damien Delfi'yi eve cikardi, ben de bir deniz havasi alayim dedim. Donuste, son bir yildir benim deyimimle ozgur, 'free range', Turk deyimiyle koy yumurtasi aldigim kucuk bir yufkaci var. Ordan yumurtami aliyordum ki Damien'i ve Delfi'yi de taniyan teyzem oyle bir soru sordu ki yol boyunca deliler gibi gulmekten, eve geldigimde gulme krizine girmekten kendimi alamadim. Teyzem soyle sordu: "Kocandan memnun musun?" Boyle bir soruya nasil cevap verilebilir ki diye dusunurken, "ithal dime senin kocan" dedi. Ben iste o noktada koptum. Dunku yaziyi yazdiktan sonra, bu sorularin daha da bir garibiyle karsilasmam saniyordum. Ama yok, ya Turk insani Turkce bilmiyor, ya cok saf, ya koca burunlu ki o burunu her yere sokmaktan zevk aliyor, ya da bilemiyorum. Ya normalde haftada bir kez yumurta alirken 2dakka gordugun bir insana boyle bir soru sorulur mu ya? Ve de 'yabanci' kelimesini 'ithal'le es tutmak! Sozun bittigi yerdeyim.
Gerisi burda...

Thursday, 24 November 2011

Happy birth-giving day to me

Last year today I gave birth to my gorgeous Delfina..

And today I came to the realisation that with every birthday of my li'l Delfina, she will get away from the core circle (i.e. me) and introduce new circles to her life.
What do I mean? She was physically connected to me last year today. But by the noon of today last year, the cord connecting her to me was cut. From that moment on, she has kept on  becoming a free individual... It is wonderful to see her grow up and become more independent standing on her own feet (both literally and verbally). 
Aunty Emel and her cuzzies at Delfi's first birthday party in Izmir
introducing new circles..
By today last year, she was no longer physically attached to me. There is not a visible cord anymore. No hold on, actually she is still attached to me. She's connected through breastfeeding... Her food is coming through me.
The daughter-mother relationship is like circles.
Babies grow up and find other circles but
the relationship with the mother always stay at the core.
Alas, I am sadly aware that with every passing year she will be more independent and she will be more social and from the little circle of life she started with, she will discover more circles. However, no matter what happens, even though the first cord was cut, we are connected. She will discover more circles but the circle of our relationship will always stay at the core, only with love love love.

Gerisi burda...

iyi ki dogdun bebegim...

Sevgili Kizim

Iyi ki dogdun... Hayatima huzur ve mutluluk getirdin...

Bugun itibariyle bir yasindasin ve cok buyuk isler basardin bu bir yil boyunca. Baban ve ben de pek fena sayilmazdik hani...

Bir yas itibariyle, uc gun once patlayan iki kucuk disin de dahil olmak uzere tam 6 disin var.
Ilk dogdugun kilo ve boyu bir hayli katladin. Senin yasitin bebeklerin %95'inden daha uzunsun ve daha kilolusun. Normalden uzun bir bebek oldugun icin cok da asiri tombis durmuyorsun ama bu anne sutuyle beslendigin icin cok da normal. Doktorumuzun dedigine gore ince bir kiz olacakmissin buyuyunce. Ama bu illa da boyle olcak diye bir sey yok. Zayiflik guzellik diye bir anlayis cok da mantikli degil, onemli olan saglikli bir birey olman...

Etrafa nese, hayat ve mutluluk sacan bir bebeksin... Tam bir sirinesin. Yolda yururken, ya da bir magazaya girdigimizde herkes sana hayran kaliyor, senin hakkinda anne-babana cok guzel sozler soyluyor... 

Bu yil boyunca birlikte sarkilar soyledik, oyunlar oynadik. Muzigi ve sarki dinleyip soylemeyi cok seviyorsun, ee ne de olsa ben Konservatuarda calisirken sen bu dunyaya gelmeye karar vermistin...

Dogdugundan beri disa donuk bir bebeksin, benim deyimimle tam bir sosyal maymunsun. Mesela dun SultanAhmet'e gittik seninle ve donus yolunda artik bebek arabanda oturmaktan cok sıkılmıştın  ki, ne yapayim ne edeyim derken gidip en kalabalik yere oturdum sana alaka gosteren olur da canin sıkılmaz diye ve her zamanki gibi ise yaradi ve yine gullerin acti, boylelikle feribota kadar olan 15 dakikalik sure kolay gecti.

Ilk kelimen neydi? Hmmm ilk bebekliginden beri ilginc bir sekilde 'aanne' diyordun ama bunu bilincli bir kelime olarak kabul etmemem gerekiyor. Ilk kelimen 'babababa'ydi [11 Eylul itibariyle] :) Daha sonra korktugun ya da bana ihtiyacin oldugu anlarda 'anne' dedin, daha gecen hafta izmir'den gelir gelmez de 'dede' ve 'nene' dedim. Tabi bu arada 'mama' da dedin :) 'mama' mi 'mummy' mi 'meme' mi hangi anlamda bilemiyorum tabi :)

Vucut dilini harika kullaniyorsun: gel gel yapip, alkis yapiyorsun. Istemedigin bir yer olunca elinin tersiyle itiyorsun. Son bir aydir, sirinesin ya, omuzlarini kulaklarina dogru cekip basini hafif yana egiyorsun: bu beni sevin ben ne kadar tatliyim demek :)

26 Nisan'da ilk kez yattigin yerden donmeye basladin.
8 Mayis itibariyle otururken arkaya dustugunde, tekrar dogrulup kendi basina oturmaya basladin.
Emekliyorsun [25 Agustos itibariyle], tay tay duruyorsun [Ekim itibariyle], kollarindan tutarsak baya bi yuruyebiliyorsun. 

Iki-uc gundur sicak geldiginde yelegini cikariyorsun, ayakkabilarini ve coraplarini cikariyorsun.

Banyo yaparken kenarlara tutunup kalkmaya calisiyorsun. Ama bir su kuşusun :)

Uykularin bir ay onceye nazaran daha iyi. Gece boyunca 15-18 kez kalktigimi biliyorum son bir yildir, ama artik daha uzun soluklu uyumayi ve gece daha az emmeyi basariyorsun bu da benim icin harika cunku artik daha dinlenmis olarak kalkabiliyorum. 

Muzik sesi cikaran oyuncaklarinla ve topla guzel oynuyorsun. Topu atip tutabiliyorsun. Kitaplara bayiliyorsun. Dun benim ortaokul ing-turkce Redhouse sozlugumu almissin eline sayfalarini nazik nazik ceviriyorsun, pek bir hosuma gitti :) Kitaplarinla uzun sure vakit gecirebiliyorsun. Bunun yaninda ceviz, kuru kabak gibi dogal oyuncaklarin da var. Olabildigince sana ahsaptan yapilmis oyuncak almaya calisiyorum. Bakalim Yeni Zelanda'ya gittigimizde nasil dogal oyuncaklar edineceksin...

Hala emerek uyuyorsun ki bu bence cok guzel bir sey. Emzirerek uyutmak kimilerince iyi degil ama bence bu cok ozel bir bag ve sen bunu boyle seviyorsun ve ben de...

Saclarin dogdugunda benimkiyle ayni renkti ve ucu tamamen sariydi ama simdi acik kumralsin ve tabii ki dedelerinden gelen hafif kizillik gunes saclarina vurdugunda belli oluyor. Gozlerin babanin mavisiyle ayniydi ama artik biraz rengi acildi. Ama goz seklin benimkisiyle ayni! Hatta benim bebeklik resimlerimle karsilastirdigimda benzerlik daha da artiyor.

Ilk kez babandan 5 gunlugune ayri kaldin, baban ingiltere'ye tez savunmasina gittiginde ve benim icin hayat o bes gun boyunca cok kotuydu cunku, kucuk ama harika bebek, anladin babanin gittigini baban evden ayrildiktan yarim saat icinde. Cok hisli bir bebeksin, hislerin cok kuvvetli.


Ilk girdigin deniz Urla, sonrasinda Foca, Cesme ve Bodrum. Benim karnimdayken de Cesmede yuzmustun...
Ilk yedigin kati gida elmaydi - kasitli yapmadim bunu ama bilincaltimin bir oyunu da olmus olabilir :)
Ilk gittigin muze Sabanci Muzesi oldu, Emirgan'daki.
Ilk sertifikani bebek masaji kursunu Do-um'da bitirerek birlikte aldik.
Ilk ön alt iki dişin çıktı [5 Haziran]. Zaten dişlerin hep iki iki geldi. Sonra üst ön [20 Agustos] ve üst ön'ün sağ ve sol  tarafindakiler [15 Kasim].
Ilk baligini Bodrum'da yedin.
Ilk gittigin konser Ortakoy meydaninda Babazula konseri oldu [15 Agustos].
Ilk kez ucaga 15 Ocak'ta , annenin vatani izmir'e gitmek icin bindin.
Ilk kez 21 Subat itibariyle kahkaha atmaya baslamis bir bebektin.
8.5 aylik oldugunda kati gidaya tam anlamiyla gectin. Bizimle birlikte kahvalti yaptin, ogle ve aksam yemegi yedin. 
Cok sosyal bir bebeksin, mutlaka her gun seni bir disari cikartmak gerekiyor. Evden cikarken de mutlusun, eve dondugumuzde de :)
Iyi ki varsin bebegim..
iyi ki dogdun...

Geldigin gunu de cok guzel secmis bir bebeksin. 40+3 olarak dogmus bir bebeksin, yani doktorlarin tahmininden 3 gun sonra geldin. Ogretmenler gununde dogdun. Umarim bilgiyle ilimle aydinlanan bir omrun olur..
Gozlerindeki pirilti, yasama arzusu hep daha cok cogalir..
Umarim insanliga iyi ve faydali bir birey olursun.. Bulundugun yerleri ışıltınla parlatirsin..
Dilerim ki guzel, saglikli, sevgi ve huzur dolu bir hayatimiz olur birlikte..
Allah herkese, daha dogrusu isteyenlere senin gibi tatli bir bebek nasip etsin...
Allah'im seni tum kotuluklerden korusun, sana merhamet etsin..

Sevgiyle, sukurle, guzelliklerle...
Annen

Gerisi burda...

Monday, 21 November 2011

Symbol of productivity and abundance: Pomegranate



Normally I don't like pomegranates. Last year in November I kept on eating lots of them while I was expecting Delfina.

Today, Delfina and I sat and ate a whole pomegranate. Time does fly. It's wonderful to see her growing up and sharing a pomegranate i.e. life :)


Gerisi burda...

Saturday, 17 September 2011

Emirgan'da kutlama.. Hayatin bizi getirdigi yer..

Damien dun 16 Eylul 2011 Cuma itibariyle doktora tezini teslim etti. Son 6 yilimiza damga vuran tarihi bir an bizim icin...
Ben de surpriz ufak bir kutlama tertip ettim. Ve Emirgan Sutis'te cok guzel ve keyifli bir aksam organize etmeye calistim elimden geldigince.  Frambuazli ve cikolatali kek ve Damien'a 'Hayat Universitesi'nden verdigim diploma da aksamin en guzel yasandigi anlar oldu [diploma fikrinin annesi kadim dostum Gulce'ye ve diploma dizayni icin Gulce'nin ev arkadasi olan Gulce'nin ayni zamanda memleketlim de olan Ramazan'a dizayni icin cok cok tesekkurler]. 

Muhabbet, dostlar, bogaz havasi, cinar agaclarinin altinda olmak harika bir duygu.. Allah nicelerini yasatsin hepimize diyorum.. Daha nice guzel kutlamalarda biraraya gelelim! Emirgan Sutis hep cok sevdigim ve urunlerine bayildigim bir mekan olmustur ama kutlamadan bir gun once ve sabahinda arayip, eposta atip rezervasyon yaptirmamiza ragmen, gittigimizde masamiz ayarlanmamisti. :( Bunun ustune, ben koyu sohbete dalmiskene hesabin hepsini kesip kuzenlerime yikmislar :( Benim olayin farkina varmam nasil oldu bilmiyorum ama cok uzun zaman aldi (grrrrrr) ve farkina vardigimda hesaplar kesilmis, masanin hesabi kapatilmisti. Bir kere madem bu organizasyonu ben yaptim, niye garson gelip bana once birsormuyor! Cok guzel bir aksamdan sonra tum gece kabuslar gordum bu konuyla ilgili, demek ki cok sinir olmusum. Neyse saglik olsun, daha guzel gunler olsun.. Hepbirlikte, mutlulukla, saglikla...
Bakalim hayat nasil olacak bundan sonra, umarim stressiz olur. Cunku son iki yildir ozellikle Damien surekli hem calisma hayati, hem doktora hem bebek derken kendini gece gunduz sIKiyordu, ve dogal olarak ben de... Umarim daha guzel gunler bizimle ve tum insanlikla olsun.. Herkesin hayatinda uzuntuler, sIkintilar var ama onemli olan birbirimizin degerini anlayip, birbirimize destek olup, zor anlarda da guzel anlarda da birbirimize tutunabilmek.. Ve tabii ki olumlu dusunme... ve herseyi de kafaya cok takmama sanirim. Dun kan tahlili sonuclarim geldi. Kolestrol en ust sinirin iki kati kadar. Doktor da dedi cok mu stres yapiyorsun diye. Evet, cok stres yapiyorum, herseyi kafama takiyorum.. Ama boyle gitmez hayat! Degisim zamani geldigini vucudum bana yuksek kolestrol, dusuk tansiyon ve son gunlerde hortlayan vertigo ve el agrisiyla anlatiyor. Degisim zamani geldi, yuklerimden kurtulma zamani geldi. Umarim bunu basarabilirim.
Gerisi burda...

Friday, 9 September 2011

Ufff'lamamayi ogrenmeliyim


Delfina ses cikartma calismalari yapiyor. Dudagini, dilini nasil kullanmasi gerektigini ogreniyor. Ve dogal olarak da ses cikartma konusundaki ogretmenleri biziz tatli bebegimin. Bir baktim gecen gun 'ufff'luyor. Ama o kadar tatli ki.. Cunku uff'lamanin anlamini bilmeden, icine sIKintilari yuklemeden uffluyor. Cok tatli uffluyor :)  [Videonun ilk saniyelerinde onun kisa bir uflamasini yakaladim ama sesi acip izlerseniz anca duyabilirsiniz] Tabi birden aklima ufflamayi benden ogrendigi gelince tadim kacti. Kendi kendime kizmaya basladim. Belki de kizmamaliyim. Sadece degismeyi, onunla hayati yasamayi yeniden ogrenmeyi ogrenmeli ve kabullenmeliyim. Delfina, yasamayi kesfettigim anlarin yeni Adasi...
Gerisi burda...

Thursday, 11 August 2011

Nerede Guclu Turkler?? Nerde?

Bebegimiz dogdugundan beri annemle babam surekli Delfina'nin ustunu ortmeye calisiyorlar. En kucuk bir ruzgar esse annemler hemen cocugun ustunu ortmemi soyluyorlar. Esimin ailesi ise bunun tam ziddi. Mart ayinin sogugunda pencere acikken kizimin altini alabiliyorlar mesela. Cocuklarin nasil yetistirilmesi gerektigi konusunda farkli yontemleri var.
Ben kucuklugumden beri cok hasta olurum, ve hep sicacik bir evde buyumusumdur. Orta okuldan beri en yakin arkadaslarimdan olan Asli'ysa hic olmaz ve evleri hep buz gibiydi. Simdi burdaki iki gercekten yola cikarak bu gercekleri birbirine baglamak sacmalik olur belki ama bana oyle geliyor ki biz Turkler biraz olayi abartiyoruz. Daha onceki yazimi hatirlayan varsa, yaz gunu bebegime corap giydirmemi soyleyen bana sokakta kaynanalik yapan kadina gonderme yapiyorum. 
Delfi 5 aylikken Kiwi kusu oyuncagiyla oynarken
Gecen gun esim yine annesine Turklerin ilginc bebek buyutme tekniklerini anlatirken annesinin ona saskinlikla ne dedigini ablam ve ben duydugumuzda gulmekten kendimizi alamadik. Sevgili Averil demis ki: 'Ben Turkleri guclu, kuvvetli savascilar olarak bilirdim, ama bu bebek yetistirme teknikleriyle pek ortusmuyor!!!'
Walla dogru soze ne denir ki! Hani biz (biz her kimsek!) at ustunde yasardik; kuraklik, soguk bize viz gelirdi!? Dusmanlarimiz Turkler geliyor diye titrerdi! :))
Yaaa nolmus bu Turkiye Turklerine? Beyaz Turk mu oluvermisiz gari!? Nolmus bize?
Kuzenim bir gun bir Azeriye sormus: 'siz konusunca sizin Turkce bize cok kaba geliyor, peki bizim konusmamiz size nasil geliyor?' Azeri cevaplamis: 'gay gibi!' :))
Yaa nolmus bize gercekten :)
Bu arada Delfina, Birmingham Konservatuari'ndaki bir arkadasimin deyimiyle 'TurKiwi' yani hem Turk  hem Kiwi (biliyorsunuz Yeni Zelandalilara ingilizce'de Kiwi deniliyor. Bunun nedeni Kiwi adinda ucmayan bir kusun Yeni Zelanda'nin sembollerinden biri olmasi. Kiwi meyvasini isimlendiren de Yeni Zelandalilarin ta kendileri cunku kiwi meyvasi ayni kiwi kusunun ana beden kismina benziyor :))

Benim TurKiwi kizim umarim atalari kadar (her ne kadar atalarimin tam olarak kim oldugunu bilmesem de umarim iyi birileridir) guclu olur, dogal olur, gucluklere karsi gogus gelir (umarim pek guclukle de karsilasmaz), ve en onemlisi kimlikleriyle hep barisik olup, huzur ve mutluluk icinde yasar.. Canakkale gazisi olan ve orduya su dagitan buyuk buyuk dedesi  illa ki bir kap su vermistir bir ANZAK askerine...
Gerisi burda...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...