My photo
a utopist, a green, a free soul, a liberal, a young (well let's say 'a new' rather than 'young') mother, a rebel, a thinker, a smiler, a wonderer, a note, a butterfly, a rainbow, a nymph, a kite, a wave, a breeze from the sea, a purple soul, a chocolate-addict, a lover...

Saturday, 20 October 2012

Pek de bilinmeyen bir kasır: Aynalıkavak Kasrı

Istanbul'u bebeginizle gezmek ve huzur almak istiyorsaniz; cocugunuzda simdiden hem muze gezme kulturu olussun hem de cocuk yesillikler icinde oynasin diyorsaniz Istanbul'un kasirlari bu is icin bicilmis kaftan :)
Istanbul'un daha onceden hic de gitmedigimiz bir yerine gittik bu sefer: Kasimpasa'da bulunan, pek de kimselerin bilmedigi Aynalıkavak Kasrı'na. Ufacik bir kasir ama kesinlikle gormeye deger! Cok huzur verici bir atmosferi var, hele Halic'ten kasra uzanan o sonbaharin ne terleten ne isitan yandan yandan gerdan kiran gunes isinlari... kesinlikle huzur verici.. Ayrica rehberin dediklerini yanlis hatirlamiyorsam TR'nin ilk muzik enstrumani muzesi de kasrin en alt katinda bulunmakta. 
Delfina ve Temmuz, Aynalıkavak Kasrı'nda findik fistik yerken
Nasil gidilir? : Sehirhatlarinin Halic seferini yapan vapurlarina binip [saatte bir kez var vapurlar] Kasimpasa iskelesinde inip yuruyebilir, ya da iskeleden kasra kisa bir taksi yolculugu yapabilirsiniz. Ya da benim gibi vapuru son anda kacirirsaniz Karakoy'den taksiye atlayip gidebilirsiniz. Lakin sadece su taksicilerin ahlakli olanina denk gelmek zor oldugu icin, benim kulustur telefondan vazgecip yerine icinde harita, GPS gibi bir yolgosterici ozelligi olan bir telefon alabilirim ki taksici benim yolu bilip bilmedigimi once anlayip sonra beni ayni yerde daireler cizmek suretiyle kandirmasin. Bir de Taksim'den o yone giden otobusler var. 
Biz bir suru aksilikler silsilesinden oturu kasra biraz gec varip, sevgili Senem ve Temmuz'u birazcik orda beklettik, ama umarim ki beklemek icin en keyifli yerlerden birindeydiler istanbul'un :) Keske kasri daha cok bilen olsa, orda daha cok etkinlikler duzenlense. Yurtdisinda [ister Dogu'da ister Bati'da], kulturlerini yasatmak adina oranin halki, tarihi onemi olan belli gunlerde geleneksel kiyafetler giyip tarihi mekanlarda eski zamanlarda insanlarin nasil yasadiklarini gosteriyorlar, torenler yapiliyor. Neden bizim ulkemizde de olmasin? Hem tarihi mekanlara daha cok sahip cikilmis olunur, hem de cocuklarda ve buyuklerde tarih bilinci olusur. Eee malum bilinir: 'gecmisini bilmeyen gelecegini bilemez' --->tesaduf odur ki google'dan bu sozu kim soylemis diye baktim, Osmanli Devleti'nin fikir babasi Şeyh Edebali imis. 
Kasra girince duvarlarinda hatla siirler yazildigini goreceksiniz, keske rehberler o siirleri biz Osmanlica okuyamayan, okusa da anlayamayan genclige soyleseler.. Siir bu, ruhumuza ruh katar...
Keyifle gecen dakikalarin ardindan ordan ayrildik, yerde tarihin suskunluguyla yatan sonbahar yapraklari, bizim kizlarin basinda Senem'in aldigi bandanalar.. Kafamiz serin ayrildik, Halicin kiyisinda gecen bir maceranin ardindan...
***
Delfina buyuyor, yollari ona daha zevkli hale getirmeye calismak icin yanimiza boya kalemleri ve boya defteri aliyoruz. Yolda onlari karaliyor. Artik Delfina yuvarlak, kare ciziyor. Hatta harf benzeri sekiller yapiyor, e, p, d gibi. Delfina'nin yaratici gucunu ortaya cikartabilmek icin ben ona yazi, harf vs. gostermiyorum. O kendi ozgur calisiyor. Ama isin ilginci okudugu kitaplarin etkisi midir nedir, harf de ciziyor kendisi. Sanirim dedikleri dogru bebeklerin beyni sunger gibi, degdikleri her yerdeki bilgiyi emiyorlar.  Ayrica yanimiza kucuk yapiskanli noktaciklar aliyoruz [kirtasiyelerde bulabilirsiniz, farkli renklerde noktaciklar, yani puantiyeler, kendinden yapiskanli]. Mesela onlari once vucudumun farkli yerlerine yapistiriyorum. Ardindan mesela burnumda mi diyerek, onun o puantiyeyi burnumdan almasini sagliyorum. Sonra o aynisini kendi burnuna yapistiriyor. Ayni seyi farkli organlarda devam ettirdikten sonra herhangi bir yere onlari siralayip, sekiller yapiyoruz: ucgen, kare gibi. Bu aktivite cocuklarda goz-el koordinasyonunu gelistiriyor. Yollarda iyi eglenceler!
Gerisi burda...

Friday, 7 September 2012

Ev yapimi parmak boyasi ve Delfi'nin yaptigi ilk dogumgunu karti

Ev yapımı aktivitelerimize parmak boyasını da ekledik :) Çok eğlenceliydi, kesinlikle tavsiye ediyorum. Gidip içine ne koydukları belirsiz boyaları almayın, bu parmak boyaları şahane ;)
Delfi mama sandalyesinde, parmak boyasini hazirlarken
preparing her finger paint in her high chair
Öncelikle ağzı kapaklı cam ya da plastik ufak boy şişeler hazır ederseniz, çok pratik olur diye düşünüyorum. Çünkü vereceğim tariften bol bol parmak boyası çıkıyor ve de kapaklı bir şişeye / kaseye konulursa daha sonra da kullanılabilirsiniz.  Bendeki tarifin yarısını yapmama rağmen, 3-4 çocuğa yetecek boya çıktı. Delfina hanım da bol bulunca boyamı kağıda, kağıt mı boyaya battı bilemedim ;) Çılgıncaydı ama zevkli  :) Yalnız bizim kadar çılgınca heryeri boyarsanız [saç, sürat, bacaklar, kollar] ardından bir banyo faslı gerekecek.


Mama sandalyesi ya da balkon bu iş için en harika yerler. Aktivite balkonda yapılacaksa, öncesinde bulaşık deterjanını döküyorum balkon zeminine, veriyorum Delfi'nin eline saplı fırçayı. Köpük köpük yapıyor her yeri ve çok eğleniyor. Hatta bu bile sıcak yaz günlerinde başlı başlına bir eğlence ;) Balkonda yaparken yere kocaman kağıtlar seriyorum, özgürce boyuyor [büyük boy kağıt bulamazsanız, A4'leri arkadan bantlayarak birleştirebilirsiniz]. Mama sandalyesindeyse A4 boyu kağıtlar [bir yüzü kullanılmış kağıtları, geri dönüşüme atmadan önce Delfina için saklıyoruz. Yeni A4 kağıt kesinlikle vermiyorum. Dünya'daki ağaçlar pek kıymetli ve ben bu konuda çok hassasım] kullanıyoruz. Tarife gelince:


- 1 kupa mısır nişastası
- 1/2 kupa soğuk su [çeşme suyu]
-2 kupa sıcak su
- 1/4 kupa rendelenmiş sabun [ [arzuya baglı, çocuğunuzun malzemeyi ağzına koymasından endişe ederseniz kullanmayın derim. Ben bildiğimiz beyaz Haci Şakir sabun kullandım]
Aktivite önlüğü giydirmeyi unutmayın ;)
- Ana renklerde gıda boyası

Mısır nisastası ve soğuk su, çatal yardımıyla cam bir kasenin içinde karıştırılır, ardından sıcak su eklenip, karıştırılır. Topaklanmalar ortadan kalkınca, içine biraz sabun rendeledim. Sonra malzemeleri farklı kaselere koydum ve içlerine farklı ana renklerde gıda boyalarını ekledim. Ara renkleri malumunuz ana renkleri birbirine karıştırarak elde edebilirsiniz. Geri kalanını da ağzı kapalı şişelerde / kaselerde saklayabilirsiniz.
Delfina'yla parmak boyasını Oyun Evim TV'de gösterdik. Bizi izlemek icin, lutfen tiklayin.

*Ayrıca yoğurdu küçük kaselerin içine koyup, biraz gıda boyasıyla karıştırıp daha yoğun kıvamlı boya da elde edebilirsiniz. Gıda boyası kullanmak istemeyenlerse doğal baharatlar, malzemeler kullanabilirler. Mesela sarı renk için toz zerdeçal çok iyi sonuç veriyor.


Delfi'nin ilk hazirladigi dogum gunu karti
Bu resim ayrıca 21 ay boyunca emzik emmemiş kızımın,
 iki yşsa yakınlaşmayla birlikte emzik emişinin  kanıtıdır..
Delfina'nın parktan arkadaşı İnci'nin doğum gününü kutladık parkta, doğum gününden bir gün önce yine birlikte parmak boyası yapıp, İnci'ye bir doğum günü kartı hazırladık ;) Tabi ben de üzerine yazıyla doğum günü mesajını yazdım, ama kızım parmaklarını konuşturdu kartta ;) Bundan daha değerli ne olabilir ki ;)




Home-made finger paint:

We prepared finger paint today:

- 1 cup of cornflour (in US cornstarch)

- 1/2 cup of cold water [tap water]

- 2 cups of hot water

- 1/4 cup of soap flakes [optional]

- Food colouring

Easy peasy: mix cornflour and cold water and then add hot water. Carry on mixing. Add soap flakes, if you don't think your child might try to eat it. Put the mixture in separate containers with lids. And add a different colour of food colouring to each container.  That's it. Delfi also prepared a birthday card for her friend from the playground with fingerpaint and of course I wrote a birthday note on the card as well ;) It's a fun activity! The best places are balconies / verandas or highchairs for this activity. Cos it gets quite messy and Delfi definitely needed a bath after that ;)
Thanx Aunty Dania for providing the recipe ;)
Gerisi burda...

Turistler Kariye yollarinda...

Kamerali paparazzinin olmadigi bir donemde
Mozaik usulu paparazzi. Olaganustu ;)
Muzeye giderseniz cok daha ilginclerini gorebilirsiniz ;)
Yine Temmuz+Delfina, Senem+Esra dörtlüsü yollardaydik. Yolda bol bol yabanci turist sanildik.. Sanirim Turk halki iki cocuk, iki bayan sekilde eski sehri gezmeye calisan annelere pek de aşina degil :(
Once Eminonu otobus duraklarinin orda bulusup, 36E'ye binip Edirnekapi duragina guzel klimali bir otobus yolculugu yaptik. Indikten sonra 'Kariye Muzesi' levhalarini izleyerek, kolayca muzeye gittik. Bol turistli, kucuk bir klise Kariye. Muzenin yollari bebek arabasina uygun. Biz bebek arabalarini muzeye sokmaktansa, giselerin orda birakip yola yayan devam ettik. Bu arada muzekart sahiplerine muze ucretsiz, hatirlatayim. 
O olaganustu ikonalari gormek icin yukari bakmaktan insanin boynu hayli bir agriyor. 
Temmuz ve Delfina
Arkalarinda Kariye Muzesi
Kariye Parkindayken
Muzenin ortasina bir yatak atmak gibi bir fantezi gelistirdim ordayken, olsa ne harika olurdu ;) Bir de acaba mozaikleri gece gormek nasil bir sey olurdu, yaldizli parcalar nasil da isildardi?.. Muze guzel ve kucuk, o yuzden bizim iki yas cagindaki iki bizdik huzursuz olmadan, muzeyi bitirdik. Sonra hemen muzenin altinda yeni acilmis oldugunu dusundugumuz Kariye Parki'na gittik. Oyun parki, kopruler, yesilliklerle, akan suyla yapilmis sirin ve guzel bir park. Hem ogle yemegimizi orda yedik, hem de bizdiklar parkta oynadilar. Sonra ara sokaklardan Balat'a indik. Harika mimarisi olan eski konaklar, eski yikik-dokuk kliseler, kucuk fabrikamsi mekanlar, sokak aralarinda oynayan cocuklar. Bir sey ilgimi cekti, cop kutulari mahallelerin cok eskiydi. Istanbul'un heryerinde modern cop kutulari var benim gordugum, ama o mahallelerde eski usul metal cop kutulari. Istanbul'un icinde binbir yuz istanbul var.. Gezen farkli yuzleri bir bir goruyor...
Muzede cocukla gezmek boyle
 bir sey iste ;)

Ardindan Eminonu'ne gidip harika bir alisveris seansi yaptik, bizimkilere oyun hamuru ve parmak boyasi yapabilmek icin gida boyalari aldik. Tchibo'da suan 12 TL'ye satilan silinebilir boya kalemlerinin aynisini 5.50TL'ye aldik. Bir de bir sonraki bulusmamizda kullanmak uzere ucurtma aldik ;) Guzel bir cay molasiyla gune ferahlik katip, kesif dolu keyifli bir gunun verdigi mutlulukla ayrildik...

Gerisi burda...

Tuesday, 28 August 2012

Hayatta her sey birbirine baglidir..



Delfi 13 aylik, bir nehre ilk girisi, biraz tedirgin
Yeni Zelanda, Northland

Ben kendimi bildim bileli ütü yapmam. Direkt ben de askılara aşarım, öyle kururlar. Sonra da dolaba. Gömlekler için özellikle dediğim. Ama mutlaka tüm çamaşırlar güneş görerek kurur, bu bakterileri vs. öldürüyor. Hijyen sağlamış oluyor. Güneşe bakan bir balkonum olduğum için şanlısıyım. Olmayanların ütü yapması tabii ki mantıklı. Bir de TR'de kurutma makinasının varlığını anlayamıyorum. Yılın çoğunluğu güneşli geçen bir memlekette neden insanlar çevreye zararlı kurutma makinası almaya çalışıyorlar, anlayamıyorum. İngiltere gibi ülkelerde çamaşır kaloriferin üstüne aşsan bile günlerce kurumuyor. Adamlar tabii ki kurutma makinasını icat etmiş, ama TR'de ne gerek yani? Ütü bildiğim kadarıyla da elektriği en çok  çeken alet. Şunu bilmemiz lazım: hayatta her şey birbirine bağlı. İnsanlar elektriği çok tükettikçe, hükümetler yeni elektrik elde edebilecekleri yöntemler, uygulamalar arayacaklar. Ve bunlar da genelde HES'ler, uranyumlar vs.. vs.. Dünyanın can damarı olan sular hapsediliyor, elektrik üretilebilmesi için. Sular özgürce akamıyor, dünyanın dolaşım sistemi bozuluyor. Vücudunuzda kanın akmadığını düşünün belli bölgelerde, ne olur? Dünyanın da kanı olan suyu akamıyor. Çünkü ordan gelecek olan enerji bizim bazen çarçur ettiğimiz elektriğe dönüştürülmesi için kullanılıyor. Ben ütünün, kurutma makinalarının ciddi sonuçlar doğurduğuna inanıyorum. İnsanlar doğallıktan çıkıp, öyle yapay bir dünya üretmişler ki, bedenimize giydiğimiz kumaş parçasının fonksiyonu önemli değil, hangi marka ve kırışık olup olmadığı önemli..
Önemli rica: İlk cümlemi tekrarlayıp, bir de ilave yapıyorum: Ben kendimi bildim bileli ütü yapmam.Nolur artık garipsemeyin, ben böyleyim...
Çok kafa ütüledim galiba.. Susup bir nefes zamanı..
Sevgiler~~~


Yenı Zelanda'da ozgurce akan bir nehir
Gerisi burda...

Saturday, 25 August 2012

Life is a box of chocolate

Today it's been two years since we moved from Birmingham to Istanbul. We moved from one city whose symbol is a bull to a district in Istanbul one of whose symbols is also a bull ;) Life is indeed 'like a box of chocolate' ;)  You really never know what you'll get. Before we decided on this district of Istanbul, we had to look for houses in 21 different districts and we ended up in the one with a bull!!!
Ozgurluk Park, Istanbul. First day of bayram
Delfina seems to be very content with her life in Istanbul. She spends her mornings with lots of kids in a playground / park nearby. And we come home for a noon nap and lunch, meantime she plays with her toys at home and then again out to feed birdies and play with a ball with some other kids or ride on her new scooter. Unless her mother instead took her to a gallery, museum or for a ferry ride ;)
She is a big girl now. She has most of her teeth out except for the last ones at the back. She started sleeping in her own room last week Friday. It was a big step. Arranging a video chat with her Kiwi grandparents and exhibiting her room to them and showing her room whenever a friend came to visit helped this process a lot, methinks. She has her slide, tent, chest of drawers [every drawer of which I am intending to paint a rainbow colour], her toy boxes are now all in her room ;) Her books are in the bottom shelves of our family bookshelves ;) So I guess, the moving process is over and we are 90% settled. There is still stuff to buy for the house, but nothing comes easy... or let's say time settles you back in ;)
exploring the world on her own
We gave lots of balloons away to the kids in the playground last weekend, because it was bayram [religious festival time, like Xmas when family members get together, people visit each other and exchange pressies]. I keep on teaching Delfina to give or to share but when she finds out that she can't straight away borrow other kids' toys or bicycle, she gets angry. For instance, whenever we go out to feed the birds, I buy a pound of bird food and give it to all of the kids there to feed the birds together and it is fun ;) But when Delfi wants to go and pick a handful birdfood from other kids, I keep on telling her that she needs to ask permission. Unfortunately not everyone is willing to share the whole pack with other kids :( And she gets upset. When we gave balloons away on Monday, she was ok to share her balloons until a boy did not want to give his toy truck to Delfina. Then she changed, and started to cry not to give any balloons away. Well, I did not force her afterwards. I guess bringing up a child with communist ideals in a non-communist environment is difficult.

playing with her best playmate Alexia
Have you ever realised how many 'social rules' you need to teach to your kids? I don't necessarily believe in teaching her some of the rules but I  have to teach her so that she does not experience any nasty reaction from other people. In a Turkish TV series that I watch, a kid tried to get some figs from an old and grumpy man's garden. Finding out that kids were 'stealing' his figs, he started shouting and tried to teach the kids a lesson. Later on, when the main kid's mother told her not to 'steal' anything from anyone, he said 'what did that old man do to ripen those figs? Did they ripen in his hands? Why can't I eat them?' It is true. Modern  societies all around the world have rules: we own stuff, we buy and sell. Doesn't it come to one's mind that the whole story of ownership is completely random. Who is the first owner? People sell and buy and declare everything on their land belongs to them. As Delfina is getting closer to her age 2, she started developing the whole sensation of 'it belongs to me and you can't touch it' or 'it is MINE'. For the last ten days or so, she has liked to share other kids' stuff but has not liked to share her 'own'.
maybe we gave up to 50 balloons away on the bayram day ;)
 It is true that for the first half of your life you learn stuff, you look at the world to discover and then when things commence to become mundane and daily, I think the best thing to do is to have a child and then you start questioning the world from scratch again ;) It is really making me tired dealing with this 'sharing' business. But this is a stage of her growing up and it will pass. I know. It is unbelievable how time passes. It is like yesterday I was working at Birmingham Conservatoire with my wonderful colleagues and today Delfi is 21 months old. And next time I open my eyes, I guess she will be celebrating her 21st birthday somewhere in the world! 
with her sleepmate :)
She doesn't talk yet but she can express herself very well. And she is doing her best to imitate sounds in English, Turkish and Korean.. She loves Korean kids songs ;)
http://kr.infant.kids.yahoo.com/infantzone/index.html?service=song&mode=sublist&cate_no=110&sort=latest&endpg=8&pg=7
 She loves music and to dance. I guess it's got to do with the fact that I spent my first months of pregnancy at Birmingham Conservatoire ;)) 'Life is like a box of chocolate' and really you don't know what is to come. Learning about the existence of Delfina was absolutely  a delightful taste.. My little friend is growing up so quickly... Hope she and all babies in the world have a green, just, peaceful and healthy life...

Gerisi burda...

Tuesday, 21 August 2012

Yine bebek arabasi uzerine

Bizde mamas and papas urbo modeli var. Evet cok rahat bir araba, ama ingiltere'ye gore dizayn edilmis bir araba. Lastikleri Turkiye yollarinda cok cabuk asiniyor [ki garanti kapsaminda degistirdiler hepsini disari ciktik 15 dakika sonra lastiklere bir baktik yine ayni sekilde asinmaya baslamis], ve ingiltere'nin soguguna gore dizayn edildigi icin yazlari icin chicco caddy'i aldim, tatil yerlerinde daha rahat ederiz diye. Esasinda Mamas and Papas'tan memnunum. Cok konforlu. Isterseniz konuyla ilgili bir yil once yazdigim yazima bir bakin:

Son iki yildir bebek arabamizla girmedigimiz yer kalmadi. Urbo modeli sehir yasami icin cok uygun, uyudugunda tam bir yatak haline donusuyor ve cocuk rahatca uyuyor. Tramvayda her yerde, arabanin eni tam sehre gore yapildigi icin bebek arabasi her yere sigiyor vs vs.. Bebek arabasiyla sehir hayatinda nasil basettigimizi okuyabilirsiniz. 

Delfi'nin bebek arabasinda huysuzlandigi bir an, yine yollarda

Ama inanin simdiki aklim olsa kesinlikle hafif ve arkaya tam yaslanan bir bebek arabasi alip gecerdim. Mamas and papas gibi  bir bebek arabasini taksiciler katlamayi bilmiyor, mamas and papas urbo 9 kilo ama sanirim diger arkaya tam yaslanan ucuz arabalardan daha hafif olanlari var. Bir de bissuru aparati, yok anakucagi var. E simdi Delfi buyudu ve evde yayinti valla. Bebeginiz kucukken cok ozeniliyor bu tarz guzel arabalara ama yazik gercekten. En guzeli hafif, basit, Akdeniz ulkeleri icin uretilmis bir araba almak. 
Bir de satici [Hasim Iscan'da Korkmaz Ticaret] satarken bakin celik ve deriden bu araba, digerleri gibi plastikten degil demisti ama deri olan kismi iki yila yakin bir kullanma sonucu [esasen gunesin yipratmasi sonucu - malum ingiltere'deki gunes TR'deki gibi yakmiyor, sadece okşar gibi yapiyor] deri atmaya ve parcalanmaya basladi. O kadar da kalin bir deri degilmis. Simdi gotursem yine garanti kapsaminda birsuru laf dinleyecegim, o yuzden pek niyetli degilim. Ben de bir şal sardim o kisma. Bir de en alttaki esya tasima filesi bri seferligine mahsus bir arkadasimin agir cantasini oraya koymasi sonucu parcalandi ve delik gitgide buyuyerek buyuk bir delik haline geldi. Ben de bir tel gibi bir malzemenin yardimiyla ördüm orayi. Simdilik boyle idare ediyoruz. Turkiye'de chicco ve mamas and papas'ta yasadigim tuketici sorunlari icin lutfen baglantiyi tiklayiniz.

Bayramin ilk gunu, Ozgurluk Parki'nda eglenirken
Kizim artik kendi ayaklarinin ustunde daha mutlu
Bebek arabasina olan ihtiyacimiz her gecen gun azaliyor
Sevgili ebeveynler, gercekten cocuklar cok cabuk buyuyor, ve bebek arabasinda olmak istemiyorlar. Evet özeniyoruz, guzel pahali seyler aliyoruz. Ama onun yerine belki daha uygun fiyatli baska hafif ve konforlu bir araba almak belki daha mantikli bir fikir... Ama param cok, harcamak istiyorum diyorsaniz, uygun fiyatli bir bebek arabasi daha alip ihtiyac sahibi bebekli bir aileye hediye etmeye ne dersiniz;)
Cocuklarimizin saglikla, sevgiyle buyumesi dilegimle...
Gerisi burda...

Wednesday, 15 August 2012

Dogal temizlik varken suni temizlik niye?

Hani arada bir arkeologlar cikar, eski kulturlerin nasil yasadigina dair bilgi sunarlar. Sebze-meyveyle beslenirlerdi, ates kullanirlardi filan. Herhalde zaman gelecek bizden sonraki nesiller 2000'li yillarda yasamis insanlar icin: 'dogal yasam varken, sentetik yasami urettiler. Dogal yiyecekler yerine sentetik, yapay yiyecekler, dogal temizlik yontemleri yerine birsuru kimyasallar kullanmislar' diyecekler. Ve halimize cok aciyacaklar. Insan dogali dururken, sentetige ya da yapaya yonelir mi?

Sanirim bir yil once internette dolasirken, sabun cevizi agaci [soapnut tree] diye Nepal ve Hindistan'in daglarinda yetisen bir agacin meyvasinin temizlik icin kullanilabilecegini okudum. Ve dedim ki, 30 yasindasin ve nasil olur da bundan daha onceden haberin olmaz!!! Kendime cok kizdim, ve ayni zamanda sunu anladim: hayatimizdaki bir cok sey gibi temizlik kavrami da suni. Temizligin bol bol kimyasallarla olacagina inanmisiz. Oyle olur saniyoruz. Sanki birsuru ne idugu belirsiz kimyasal koymazsak, temizlik yapmis olmayiz! Bir de beynimiz oyle bir yikanmis ki camasira, bulasiga, tuvalete, yerlere, camlara ayri deterjanlar gerekiyor. Gidip tuvalet deterjaniyla mutfak tezgahini silemezsiniz! Annemin dedigi gibi: 'kizim su neyi cikarmaz ki!'


Delfina sabun cevizleriyle oynarken
Ben astim-alerjik bir insanim. Bu hale dogustan gelmedim. 18'li yaslarima kadar ardarda hapsurmak neymis bilmezdim. Hapsuranlari da ozellikle yapiyorlar sanirdim. Klasik hikaye: bir izmirli istanbula tasinir ve bir iki ay icinde astimli oldugu ortaya cikar! Ister istanbul'un cok nufuslu, bol egzoslu, nufusa gore az agacli havasini suclayin, ya da bir terleten bir ruzgariyla carpan havasini. Durum budur. Ben istanbul'a tasinip astim hastasi olan ilk izmirli degilim. Nerden geldik bu konuya? Hapsurmaktan geldik. Ben bir suredir sabun agacini kullaniyorum camasirlarimda. 15 tane meyveyi 1.5litre suda 1 saat kaynatip, cam siseye koyup dolapta tutuyorum. Kalan meyveleri de iyice kurutup, bir kenara ayiriyorum tekrar ayni sekilde kullanmak uzere. Her  bir camasir postasina da bir bardak siviyi deterjan gozune dokuyorum. Dun sabunagaci cevizi sivim azalmisti, yerine evde gecen yildan kalma perwol'u kullanayim dedim, elimde kalmasin deterjan diye. Camasirlari makinaya atip, disari cikmistik. Eve geldigimde camasirlarimi makinadan cikarip camasir sepetine koydum. Dusa girdim, cikmamla birlikte dehset bir astim krizine girdim. Deli gibi hapsurup, nefes alamadim. Tikandim. Ayni sekilde esim de hapsurmaya basladi. Sonra anladim ki sabuncevizinin luksune alismisim, artik camasir yikadiktan sonra hapsurmuyormusum. Ama ne zamanki bir seferligine perwol kullandim ve tikandim :(
Sabunagacini illa da sivi haliyle kullanmaniza da gerek yok, sabuncevizlerini bir kesecige ya da bir coraba koyup, makinanin icine camasirlarinizla birlikte atabilirsiniz. 

Ayrica evde sinek varsa ya da sinek zaten isirmissa sabuncevizi sivisini direkt isirigin oldugu yere suruyorum ya da kollara, bacaklara suruyorum ve gercekten de sinekler yaklasmiyor. Bunu bircok defa kendimde ve Delfi'de denedim. Kendim denemedim ama TR'de sabuncevizlerini satan sevgili Esra, karincalara ve haserelere karsi da etkili oldugunu soyluyor. Sabuncevizi %100 sertifikali organik bir urun ve detayli bilgileri adaşım Esra'nin sitesinden edinebilirsiniz:
www.sabunagaci.com
hmmm... bunlar da neymis :))
Heryerde ve herkese bahsediyorum sabuncevizinden. Organigi varken, ne gerek var suni kimyasallara? Ayrica Bugday dernegi uyelerine %10 da indirimleri var.

Bir de leke cikarticilari bir kenara birakin. Cocugunuzun t-shirtu leke icinde mi? Makinaya atmadan once biraz yogurt surun lekeli bolgeye [tabi bu is icin gidip ucuz bir kase yogurt aliyorum, ev yapimi organik yogurdum pek kiymetli cunku] . 1-2 saat bekletin. Makinaya atmadan once yogurdunu aritin muslukta ve makinaya atin. Gercekten ise yariyor. Yalniz leke cok fazlaysa, makinada camasirlari 1 saat bekletmeli programda yikayin derim. Camasirlari yemek sodasina [karbonat] bir gece onceden de batirmak bir leke cikartici bir yontemmis, ama denemedim.

Amac, Delfina'm saglikla buyusun, astim nedir bilmesin... Gelecek nesillere kirlenmemis ve kimyasalsiz  sular kalsin.. Insanlik, saglikla ve huzurla yasam yolculugunu tamamlasin...

Saglikli, organik, hapsuruksuz gunlere...

Ekleme:Bir konu daha var ki Delfina'min buyumesine destek olurken olabildigince cevreye saygili buyumesine calismak. Bunun icin de ornegin islak mendili cok zoraki durumlar haricinde hic kullanmadik. Mantigim saglik acisindan da basit: bir mendili islatip, bir yere koysak, kurur. Ama islak mendilleri disarda biraktigimizda bile kurumuyorlar. Yani islakligi saglayan madde su degil de icine koyduklari, ne oldugunu kimya bilgisi olmayanlarin anlamadigi maddeler. Ayrica kullan-at felsefesi dogaya cok zit. Peki ne yapiyoruz? Maalesef cozumum cok saglikli degil ama daha cevreci: kolonya. Cantamda hep ufak bir kolonya sisesi tasiyorum. Ve hijyeni saglamam gereken bir konu oldugunda [surekli gezdigimiz icin ve Delfina yerlerde cok yuvarlandigi icin bir sey yemeden once ellerini yikayamadigim durumlarda] kolonya kullaniyoruz. Ayrica yanimda da su sisesi mutlaka oluyor, ve toprak bir zemin bulup Delfina'nin ellerini once tozdan topraktan su yardimiyla akitiyorum. Peki diyeceksiniz tuvalet konusunda ne yapiyorsun? Soyle, maalesef Delfina icin hazir bez kullanmak zorunda kaldim. Cunku yardim almadan bebegini buyuten bir anne olarak bez yikamak beni gercekten cok zora sokacakti. Hos, keske daha zora soksaydi ve biz cevreyi bu kadar kirletmek zorunda kalmasaydik keske ama bazen bencil davranabiliyor insan iste. Neyse, bezdeki kakayi ben mutlaka tuvalete atiyorum. Cunku cope giden kakalar, copluklerde ciddi koku ve saglik sorunlarina neden olabiliyor. Kakalar tuvalete gittikten sonra da popoyu mutlaka yikiyoruz. Zaten bu uygulamadan dolayi sanirim Delfina da kendisi tuvalete gidip kendi yapiyor tuvalete. Yani yine islak mendil kullanmamis oluyoruz. Ilk bebekliginde de safi pamuk ve su kullandim popoyu temizlemek icin. Cevreci bebek buyutmeler...
Gerisi burda...

Thursday, 2 August 2012

Sehirde bebekle ve bebek arabasiyla gezmek uzerine

Malum blogumun alt basligi 'Delfina'mla istanbul'u geziyorum'. Delfinam ve ben o cok kucuk bir bebekkenden beri istanbul'da vapur, otobus, deniz otobusu, taksi, tramvay, dolmus taksi, dolmus, tren yani her turlu ulasim aracini kullanarak gezdik.  Benim her daim favori ulasim araclarim vapurlar, tramvay ve yesil yani alcak otobuslerdir. Zorlandigim zamanlardaysa, soforlere ya da cevredekiler 'bir el atalim' demekten asla utanmadim, cekinmedim. Hem Turk halki hem turistler de her daim yardimciydilar.. Bazen halki da egitmen gerekebiliyor. Mesela tramvayda oturma yeri katlanabilen oturaklari kaldirip, Delfi'nin bebek arabasini oraya yerlestirip benim de yanina oturdugum cok olmustur [ o yuzden hep ilk durak olan Kabatas'tan binmeye ozen gosteririm]. Arada tramvaydakilerin gelip, bebegi alin biz oturalim dedikleri olmustur. Ben de oturagin yukarsindaki bebek arabasi isaretini gosterip, 'bakin burasi bebek arabalari icin, ben hem sizin hem kendi bebegimin saglikli yol gidebilmesi icin bu arabayi guvene almaya mecburum' diyerekten insanlari konuyla ilgili egitmem gerekmistir. Ya da otobuslerin ortasindaki bosluga yayilmis tiplere 'pardon buraya bebek arabasini koyup, bebegimi guvence altina almam gerekiyor' demisimdir. Taksileri ise hic sevmem. Bebegi cikar, bebek arabasini katla cok zahmetli gelir bana. Bir de tek basimaysam bebegi arabanin icine koyup, ben arabayi katlamam [bizim arabayi nasil katlayacaklarini soforler bilemiyor dogal olarak bu gorev bana dusuyor], cocugumun guvenligi acisindan tehlikeli geliyor. Evet paranoyakca olabilir, ama ya taksici bebegim arabadayken basar kacarsa gibilerinden paranoyakliklarim vardir benim. Neyse toplu ulasim hem cevreci bir cozum, hem de daha saglikli ve kolay benim acimdan.


Delfi vapurda, arkada kiz kulesi
Belki gezmek isteyen ama tuyolara da ihtiyaci olan anneler vardir diye, biz gezerken nelere dikkat ediyoruz konulu bir yazi yazayim dedim, iste onlar:

  • Evden cikmadan once alti kuru, ve karni tok olmasi lazim 
  • Eskiden arabasinda daha uzun soluklu oturuyordu ama buyudugunden beri  [ya da yurumeye basladigindan beri] bu imkansiz her yerde kendince gezinmek istiyor. Ama baslarda  dusmeleri onlemek ve deniz kiyisi gibi yerlerde kendini denize vs.  atmasini onlemek amacli kayis aldim. 
  • Onun istekleri ve onun beden dilini okumak cok onemli. Malum daha konusamiyor, ama kendini isaretlerle, cikardigi seslerle, yuz ifadesiyle anlatiyor. Mesela inmek istiyorsa, aninda indiriyorum. Su istiyorsa aninda geliyor. Bekletme yok.
  • Arabaya tekrar oturmak istedigimde onceleri 'karar verildi, istedigin  kadar agla donusu yok' dedim. Karardan donmemek cok onemli.  Ama daha sonra yani simdilerde cogunlukla her yerde her daim kurtaricim muz oluyor yanimda ya da su vs. ve once yiyecegi [ozellikle sevdigi bir yiyecegi] gosteriyorum, boylece onu bebek arabasina cekebiliyorum. Yanima aldiklarima gelince: tel / kasar peyniri ve tam bugday ekmek, muz, hurma, her turlu meyva [ama meyvalari biliyorsunuz kesince saglikli olmuyor, uzerinde tasima esnasinda bakteri filan cogaliyor, o yuzden butun sekilde meyvalar], tam bugdaydan yapilmis kucuk galetalar, kaju, haslanmis patates [bir kucuk tencereye 4-5 kucuk ya da orta boy patates, bir su bardagi su, ustune de biraz kaya tuzu atip, cok kisik ateste kaynatabilirsiniz, harika oluyor, Delfina buyuk bir zevkle yiyor. Aman dikkat bebeginiz bir yasin altindaysa malum tuz bebeklerin bobreklerine zararli oldugu icin konulmuyor], bulursam GDO'suz misir, evde hic birsey yoksa kir pidesi ve ayran. Bir sure hani hazir satilan sebze purelerinden almistim, kucuk kavanozda ve organik olanlarindan, ama belli bir sure sonra istemedi.  Ve bunun gibi seyler.. 
  • Bebek arabasina bagli sevdigi oyuncaklar [dis kasiyicilar vs] oluyor  mutlaka, boylece oyuncagi firlatmasini onlemis oldum. 
  • Otobuslerde farkettim ki ben ne kadar onun ustune dusersem [vakit gecsin diye sarkilar soyleyip, oyunlar oynatmaya calisirsam], o, o kadar  huysuzlasiyor, agliyor. Eskiden oturup sarkilar filan soylerdim. Artik  onu gormezden geliyorum. O da etrafini izliyor, baskalarina kur  yapiyor. 
  • O mutsuzluk belirttigi an, planlari degistiriyorum. Yani bulundugu  ortamda mutlu degilse aninda planlar degisiyor. 
  • Alisveris merkezlerine bebeklerle belki yilda bir-iki kez olur, ama  yogunlukla AVM'lere gidilmemesi gerektigini dusunuyorum. Zaten o tarz  yerlerde tutmak da cok zor. Ama mesela IKEA gezimiz sanki oyun parki  gibiydi, saatler harcadik oyuncak ve kafeteryasindaki oyuncaklar  kisminda. Ki sadece bir kez gittik IKEA'ya. 
  • Mizmizlandigi an, yiyecek bir sey veriyorum eline. Bu yontem esasinda  buyukler icin de gecerli. Kore'deki gunlerimde, bir hukumet gezisine  katilmistim. Bizi Kore'nin eski baskentine goturmuslerdi. Yolda trafik  vardi ve manzara harika olmasina ragmen aractan inemeyecegimiz bir noktaydi. Yetkililer hemen gidip  herkese dondurma aldirip, dagittilar. Ve biz trafikte mutlu mutlu  beklemistik ;) Yani agzini dolu tuttugun surece her zaman mutlu  bireyler edinebiliyorsun ;) he he 
  • Bebek arabamizda her daim kucuk bir topumuz var. Yine beklememiz gereken bir durum oldugunda, cimen buldugumuz her alanda cikarip top oynuyoruz. Bu ozellikle iskelede vapur beklerken cok ise yariyor. Ve eger onun bir yere dogru gitmesini istiyorsam ama benim ozgur kizim beni takip etmiyorsa, 'elim sende' deyip gitmesini istedigim yone dogru kosuyorum ;) Deli bir anneye malzeme cok ;)
  • Bir de gittigim yerleri -ozellikle tek basima goturuyorsam- uzun yollar  olarak secmiyorum. Ferah ve gerekirse istanbul sartlarinda 1 saat  icinde evde olabilecegim guzergahlari kullaniyorum. 
  • Surekli deli gibi konustugum da oluyor onu oyalamak adina. Mesela bir yerde beklememiz gerekiyorsa, ona cevremizdeki nesnelerin  ismini soyluyorum. Gokyuzune, yollara, martilara merhaba diyoruz,  mesela vapur iskelesinde beklerken, iskeleye yeni gelmis teyzelere,  abilere 'aa hos geldiniz' diyoruz vs vs.. 
  • Bir de tabii her daim en onemli bagimiz: emzirmek! Bakiyorum cok mu huysuz, basedemiyor muyum, o zaman direkt emme seansi basliyor. Her yerde de emzirdim: takside, vapurda, ucakta, otobuste, antik kentte, muzede, sarayda yani her yerde! Emmek bebegi hem sakinlestiriyor, hem huzura kavusturuyor. 


Bunlar simdilik aklima gelenler. Benim belimde ve boynumda sorun var,  o yuzden kizimi gezerken surekli kucagimda filan tasimam - bu bana cok koysa da -  imkansiz. Belki de o yuzden Delfi boyle gelisti. Her bebegin ve  annenin hikayesi ve ihtiyaclari farklidir. Bizim hikayemiz boyle. Hikayesi benzer annelere isik tutmasi dilegimle..
Sevgiler
Bol gezmeli gunler..
EsraR~~~ 
Gerisi burda...

Saturday, 21 July 2012

Istanbul Arkeoloji Muzesi'nde keyifli bir gun ve annelik

Farkina vardim ki; uzun zamandir Delfina'mla istanbul maceralarimiza yer vermiyorum, onun yerine sikayetlerime yer vermisim :(
Maceralarimiza devam!
Temmuz ve Delfi Arkeoloji Muzesinin onunde
 Gecen Persembe sevgili Senem ve sirine Temmuz'un esliginde Istanbul Arkeoloji Muzesi'ne gittik, ordan da Gulhane Parkin'da piknik yaptik. Arkeoloji Muzesi'nin ilk katina cok rahatlikla bebek arabasiyla girip ilk katini gezebilirsiniz. Benim agzimi acik birakan parcalar var muzede, donemin Osmanli topraginin farkli yerlerinden getirilmis lahitler daha neler neler.. Tabii ki Turkiye'de zaten muze gezen pek olmadigi icin, hele bebegiyle gezen anne olmadigi icin sanirim hem guvenlik gorevlilerini hem de sicaklardan ayila bayila calisan muze yonetimini daha bilincli muzecilik adina egitmek, tavsiyelerde bulunmak yine 'gecis donemi' annelerine, yani bize dusuyor. Bir kapiyi, bir pencereyi acmak ne kadar sancili degil mi? Ama kurulmus kopruler uzerinden yurumek ne kadar kolay... Bu donem Turkiye'sinde yasayan, evde oturmayan, cocuklarini ev gezmesi (!) yerine muzelere, parklara goturen annelerin yasadigi bazi zorluklar var, ama bunlar da asilacak. Ve benim kizim kendi bebegiyle gezmek istediginde daha kolay olacak hersey diye umut ediyorum...

Sevgili anneler, artik ev ev gezmekten sıkıldıysanız, ve yasadiginiz sehri gezmek istiyorsaniz, diger annelerle muze bahcelerinde bulusmak istiyorsaniz [kapali alan kafeler yerine], işe bir muzekart almakla baslayabilirsiniz ;) Muzekart [http://www.muzekart.com/], Nisan ayindan beri zamli fiyatiyla 30TL olarak karsimizda. Ziyaret edebileceginiz muze ve oren yerlerinin listesine su adresten ulasabilirsiniz: http://dosim.kulturturizm.gov.tr/TR/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF3143C82B0599388A
Bu kartla yil boyunca yukardaki baglantida yer alan istediginiz muzeye ucretsiz girebilirsiniz. Buyuk kolaylik! Hatta ayin basinda alirsaniz karti, 13 aylik bir kart olmus oluyor. Aldiginiz ayin bir sene sonraki son gunu kart kullanimi bitiyor. Ama her seferinde fotografla basvurmaniza gerek de yok, bir kere kart cikarttiginizda sisteme otomatikman kayitli oluyorsunuz. Ve kolaylikla yeni kartiniza kavusuyorsunuz.
Muze bekcileri yakalamadan kacma pesinde olan Delfi

Delfi Cinili Kosk'te saklambac oynarken
Ben ve Delfina Arkeoloji muzesinin (IAM) bahcesindeki kafede kesinlikle huzur bulduk ki Delfi baya uzun bir sure agaclarin altinda uyudu :) Bu esnada Senem'le de sohbet etmek cok keyifliydi tabi :) Mutlaka salık veririm, siz de gidin Arkeoloji muzesinin bahcesinde bir keyif yapin ;) Ama Turkiye'deki muzecilik anlayisi degisip, cocuklara yonelik olmaya da baslamali. Cocuklar gittikleri muzede konuyla ilgili aktivite yapabilmeli. Yurtdisindaki tum muzeler boyle. Mesela IAM'de orjinalinde renkli olan bir lahitin (su an beyaz gozukuyor), aslındaki canlandırmasını yapmışlar. İşte tam o köşeye cocuklara boya kalemleri ve lahitin siyah-beyaz cizilmis bir ornegini koyup, cocuklarin kendilerine ozgu renklendirme calismasi yapmasi beklenebilir. Ve bunun icin muzenin cok buyuk paralar filan harcamasina da gerek yok. Boyle uygulamalar gelse, eminim hem Turkiye'de muzeciligi kuran Osman Hamdi Bey'in kemikleri hem de anneler rahat eder ;)

Çinili Köşk'e giris bebek arabasiyla zor, ama bizim yaptigimiz gibi bebek arabanizi asagida birakip gezebilirsiniz. Ya da bir gorevlinin yardimiyla ust kata cikip gezebilirsiniz. Maalesef Çinili Köşk'un icinde pek de çini yok ki bence bu eksiklik. Ama Canakkale, Iznik, Kutahya ve Selcuklu cinilerinden kucuk bir ornekleme hos ;) Osman Hamdi Bey'in Kaplumbaga Terbiyeci'sini bilmeyen yoktur. O ve diger tablolar Çinili Köşk'te yapilmis, o yuzden orjinal mimariyi gormek cok heyecan verici.

IAM'ne gitmenizi, ardindan da bizim yaptigimiz gibi Gulhane Park'inda piknik yapip, oyun parkinda oynamanizi salik veririm. Pufur pufur esiyor iki mekan da. Bu sicaklarda isim ne demeyin, yaniniza piknik malzemelerini alip sabah sicaklar bastirmadan yola cikin. Buna degecek, hele yaninizda arkadaslar, canlar varsa  ;)
Cinili Kosk'e gitmeden once
Tabi bir de bunu da yazmadan edemeyecegim: biz muzeye dogru sabah yol alirken vapurda genc bir kadin geldi, 'cocuk usumez mi' dedi, 'yok iyiyiz biz' dedim. Sonra tekrar dondu, 'siz annesi misiniz?' diye sordu. 'Evet' dedim. 'Allah bagislasin' diyip, 'ama bu cocuk boyle usutmez mi?' dedi. Sabah oldugu icin sanirim baya bir sabirliymisim, 'sakinan goze cop batarmis, herseye pinpiriklenmemeli'dedim. Kadin beni kinayan bakislarla uzaklasti. Nasil bir olaydir bu? Cok yuksek olasilikla kendisi anne olmayan biri gelip beni iyi anne olmamakla itham ediyor. Zaten o yuzden annesi misiniz diye soruyor. Cunku boyle anneligi olsa olsa bakicilar yapar seklinde. Ya bu davranisin Turk insaninin iyi niyetinden oldugunu dusunmek istiyorum ama sunu da ogrenmeli insanlar: bir bebegin neye ihtiyaci oldugunu, bir seyin bebegi icin iyi olup olmadigini en dogalindan ANNESI bilir! Evet ben Delfina'yi ceyranda birakiyor, terlediginde arkasina havlu sokmuyor,atlet giydirimiyor, soguk su iciriyor olabilirim. Ama bunlarin beni kotu anne yaptigini da zerre dusunmuyorum. Daha onceden de yazdim, yine yaziyorum. Cok korumaci bir toplumuz ama cocuklarimiza surekli 'aman yapma duseceksin, simdi bir yerini parcalayacaksin' diye diye korkak insan toplumlari yetistiriyoruz. Ben hayallerini gerceklestirmekten korkmayacak, ve hayallerini gerceklestirebilmek icin dayanikli; sagligi da buna elveren bir birey yetistirmek istiyorum. Beni annem asiri hijyenik bir ortamda, ic camasirlarimi bile utuleyerek buyuttu. Bana ortopedik ayakkabilar aldi, arkama hep havlu koydu. O hasta olmayayim diye herseyi yaptikca ben astim alerjik buyudum. Neden? Cunku vucudum yeterince mikroplara bagisiklik kazanmadi. Istedigim ayakkabiyi giyemiyorum, cunku annem en iyisi oldugunu dusundugu icin bana hep ortopedik ayakkabi aldi, ve benim ayak tabanimdaki her kas ozgurce gelisemedigi icin ben hep spor ayakkabi ya da ortopedik ayakkabi giymek zorundayim. Bu butun iyi niyetle yapilmis isler annemi kotu anne yapar mi? Tabii ki hayir! Cunku o bir anne olarak benim icin elinden geldigince en iyisini yapti. Harika bir anneydi. Hala cocugu icin en iyisini yapmaya calisiyor, kendi bildiklerince. Benim yaptiklarim da Delfina'nin iyiligi icin, kendi bildigimce, kendi arastirdigimca. Her anne o cocuk icin en iyi annedir. Anneler yavrulari icin en iyisini bilirler. Ey toplum cahil cahil karismayin artik her annenin isine. Birakin anneler de ozgurce buyutsunler yavrularini stressiz, uzuntusuz...
Sevgiyle..
EsraR~~~
Gerisi burda...

Tuesday, 19 June 2012

Sevgi paylastikca cogalir...

Delfina dogdugundan beri insanlar yollarda onu mincikliyor, opuyor, makas aliyor. Isiran bile oldu!!!! [isirma olayi cok iticiydi, ve engelleyemedigim icin kendimi cok yedim bitirdim ama...]
Hem Turk hem yabanci arkadaslarimdan niye izin veriyorsun diyen cok oldu. Benimse cevabim hep ayni: mutluluk paylastikca cogalir! Kizim hep sevgi sacsin etrafina, insanlarin gunu aydinlansin kizimin sevgisiyle...

Gerisi burda...

Monday, 18 June 2012

Tuketici haklarinin anca tehditle isledigi ulkede iki macera

Siz de bizim gibi bebek arabalariyla sorun yasadiysaniz, yasadiklarimi kisaca yaziyorum ki belki faydalanabilirsiniz.

Herkes yasadigi bolgenin kaymakamliginda bulunan tuketici haklari masasina, durumu belgeler (fisler vs) ile bilrlikte bir dilekceyle anlatirsaniz, 3 ay icerisinde hakem heyeti konuyu bir karara bagliyor. Ve siz firmadan paranizi geri alabiliyorsunuz. Bakiniz
http://www.kadikoy.gov.tr/default_B0.aspx?content=97

Bizim biri Chicco Caddy, digeri mamas and papas olmak uzere iki bebek arabamiz var. 
Vak'a 1: Chicco'yu alir almaz kemer kismindaki toka kirilmisti ve tentesi kutudan sorunlu cikmisti. Bunun ustune en arkadaki aliminyum parcasi da kirilinca da garanti kapsaminda servise yolladim. Servis 30TL kirilan aliminyum parca icin, 10TL de kemer kismi icin istedi arti kargo parasi da size ait dedi. Ben sadece 30TL kirilan aliminyum icin para odeyip, kemer kismini istemedigimi ama kesinlikle fatura istedigimi soyledim. Faturayi ne icin istedigim acikti, tuketici haklarina basvurmak icin. Tente kismini da ellerinde ayni renk olmadigi icin baska renkle degistireceklerini soylediler.
Koli geldi. Kargo parasi Chicco tarafindan odenmis [17.50TL]. Arkadaki aliminyum parca yapilmis, bebek arabasinin tum kumasi, kemer yeri, tentesi yenilenmis. Odemedigim halde kemer kismi bile yeniden yapilmis. Isin acikcasi cok sasirdim. Hatta yeni araba mi yolladilar bile dedim, ama tekerleklerin kullanilmis oldugunu gorunce, sadece kumasi yenilediklerini anladim. 
Guncelleme: Bu sefer de Caddy'nin bebek arabasini ayakta tutan aliminyum bir parcasi Ispanya'da gezerken kirildi ve yollarda kaldik diyebilirim. Otelden uzun bir parca ip verdiler ve kirilan parcayi sarip oyle kullanmak zorunda kaldik. Ama arada bir sardigimiz ipi tekrar duzeltmemiz gerekti. Tekrar servise yollayacagim, bakalim ne olacak. Ki ben diger anneler gibi ustune birsuru canta vs. asmiyorum. Cunku biliyorum ki Caddy her an kirilabilir. Ya bana gelen bebek arabasinin uretiminde sorun var, ya da anlamiyorum nerde hata yapiyorum. Ama bu iste bir sorun var.

Vak'a 2: Mamas and papas, ingiltere'nin en iyi bebek markasidir bence. Turkiye'de bulunca da ustune atlamistim, hem de ingiltere'dekiyle ayni fiyata aldim. Garanti suresi iki yil, ve garanti belgesinde her parcanin, isciligin garanti kapsaminda oldugu acikca yaziyor. Gel gelelim, ister Turkiye'nin yollarini suclayin, isterseniz tekerleklerin kalitesizligini dakika 1 gol 1, alir almaz tekerleklerin ustundeki lastik parcalaniyor, zedeleniyor. Servis once tekerleklerin garanti kapsaminda olmadigini soyledi ve 200TL odemem gerektigini soyledi. Servise bizzat kendim gittim ve garanti belgesinde acikca yazan iki maddeyi soyledim. Ayrica zaten bebek arabasini kullanir kullanmaz bu durumla karsilastigim icin aramistim servisi 1.5 yil once ve durumdan haberdar etmistim ama Bostanci'ya gidememistim bir turlu [ki kendileri de once aa ilk defa gorduk boyle bir seyi dediler sonra da gecen hafta Ankara'dan bir bayanin ayni sorun yasadigi icin aradigini soylediler]. Bir de internet ortaminda aktif bir anne oldugumu soyleyince, tum tekerlekleri ucretsiz degistirdiler, arabanin bakimini cok guzel bir sekilde yaptilar [ki boyle de olmaliydi]. Yalniz tekelerleklerini degistirmenin bir gun alacagini soylediler ve ben arabayi serviste birakip, Delfi'yi kucakta ve takside eve goturmek zorunda kaldim. Bunun ustune eve gelir gelmez 2  saat icinde beni arayip, araba hazir dediler. Niye Turk insanimiz hayati hem kendileri hem baskalari icin kolaylastirmak varken, zorlastiriyorlar bilmiyorum. Halbu ki o kadar yalvarmistim ki, nolur hemen yapin biz burda bir yerlerde bekleyelim. Bu sicaklarda tekrar bu yollari gelmeyelim kizimla, hem nasil tasiyacagiz simdi onu bebek arabasiz diye.. Ama gel gelelim durum boyle... Yine de sunu soyleyeyim Sersa Ithalat'ta [yani teknik servis ki bu teknik servis Maclaren gibi diger markalarin da teknik servisi] tamiri yapan usta elinden geleni yapiyor. Ama lastiklerde is yok, servisten ciktik, biraz dolandik bir baktim lastik yine asinmis!!!]

Guncelleme: Sersa Ithalat gercekten klasik bir Turk servisi. Tamirini yaptiklari urunlerin firmalari musteri iliskilerine onem vermelerine ragmen, Sersa bunu onemsemiyor olsa gerek.    Dun aradim mamas and papas bebek arabamin arabayi itme barindaki asinma hakkinda -gunesin etkisiyle- ama hic bir sekilde yardimci olmadilar. Bebek arabasinda sorun yok, sadece deri gorunumlu itme barinda kullandiklari adi maddede sorun var ama teknik servis kendine pay cikartabilmek adina tum cubugun degismesi gerektigini ve bunun icinde 120TL talep ettigini soyledi. Yardimci olmamak ve senden para almak icin ellerinden geleni yapiyorlar yani.

Bu basima gelenlerden cikarilacak birkac ders var:

  • Turkiye'de tuketici haklari cok kotu bir durumda. Durumu iyilestirmek icin orgutlenip, bir seyler yapmaliyiz.
  • Megersem,  illa ki bir dis gostermek, ugrasmak, hatta tuketici haklarina giderim diye tehdit etmek gerekiyor [hos bu bazen ise yaramiyor!]
  • Benden tavsiye: aman ha pahali bebek arabalari almayin. Degmez! Ucuza, ama saglikli birseyler alin, gitsin, arkaya tam yatabilsin, ve bebek cantasini koymak icin bir yer olsun. Hem ucuz olanlar daha uzun sure bile dayaniyor. Calinsa da kirilsa da uzulmezsiniz. Zaten cocuklar cok cabuk buyuyorlar..
Bunlar benim yasadiklarim, belki benzeri durumda olan annelere de yol gosterici olur..
Sevgiler


Gerisi burda...

Wednesday, 13 June 2012

Annelik ve Kadin dogasi

Delfina bugun itibariyle 18 ay, 3 haftalik.
Ben her zaman her isin kendi dogasi olduguna inanmisimdir, hersey vakti geldiginde olur ya da olmaz...
Kalben inandigim ikinci sey ise niyetlerimiz ve sozlerimiz bu evrende tilsimli. Cok gucluler.
Iki-uc gun once Delfina'ya artik sutumuzun yavasca azalacagini, ve onumuzdeki 5 ay icinde de tamamen bitecegini soyledim. Ve dun birden goguslerimin eski boyutuna geri geldigini farkettim ve 18 ay 3 haftadir bekledigim bir sey oldu ve benim hormonlarim, vucudum eski haline dondu. Icim burkuldu once, sanki o anneligin getirdigi ozel bag elimden alindi gibi geldi, mahzunlastim..
Sonra ablamla bu konuyu konusurken ablam dedi ki:
"Dunyaya gelmesini sagladigin bebegin, ayaklarinin uzerinde durabilecegi gucu vermek en buyuk amacti. Bundan sonraki tek gururun onun kendi ayaklari uzerinde durabildigi anlari gorup, gurur duymak. Bundan ote baska buyuk mutluluk yok."
Emirgan, lale zamani
Dogru... Ben hep coook cok emen kizimi obsesif birsekilde 24 ay emdircegimi soyledim. Belki de 24 ay emecek ama kesinlikle sutum azaldi. Her bebegin, her isin bir dogasi var. O ihtiyaci olan yuklu emmeyi 18 ay 3 hafta bol bol surdurdu. Ama simdi hem o biraz daha farkli, hem ben. Hala emiyor, ama eski yogunlukta degil. Benim vucudum da artik birseylerin degistigini bana soyledi. 
Annelik cok ilginc bir duygu.. Hani diyorlar ya annelik kutsal diye. Kutsal cunku, cok emek harcaniyor, kendinden cok seyi feda etmeyi ogreniyorsun. Kendinden veriyorsun. Bencilligini bir tarafa birakiyorsun. 
Arada duyuyorum etrafin 'aaaaa bu kiz benim kizim olsun, eve gotureyim' dediklerini', tabi bulmuslar boyle tatli ve guzel kizi, herkes ister! :) Ben de diyorum 'hayir ben kizimi veremem, ben neler cektim o bu hale gelsin diye, biliyor musunuz siz?' diyorum. :) Ben bu olayin farkli versiyonunu soyle yasadim: okul yillarimda hep basariliydim, ayni zamanda sosyaldim, sanatin farkli dallariyla hep ilgilendim ve birseyler yaptim. Ve o gelisme yillarimda cok kisiden duydum 'bak artik ben senin de bir annenim, sen benim kizimsin' gibilerinden laflari. Evet iyi kisilerdi bunlari diyenler, bana annelik yapmak isteyen. Ama kimse kusura bakmasin, anne olmak o kadar kolay degil. 'Ben senin annenim artik' demekle anne olunmuyor. Eger ben sorunlu bir genc olsaydim, hic kimse bana bunu demeyecekti belki. Dönüp dolastim ve hep kendi annemi buldum. Cunku dogum aninda [ve tabii ki oncesinde ve sonrasinda] kurulan o bağ, kopabilecek bir bağ degil...
Evet su an Delfi kendi ayaklarinin ustunde duruyor, bana dusen artik ona destek olmak, ve onun donup dolasip yine bana gelecegi bir liman olmak..
Gerisi burda...

Thursday, 7 June 2012

Annece kendi kendine dusunmeler...

Kizim hizla buyuyor... Hatta hala bebek dememe ragmen sanirim artik Delfi  bir cocuk olma yolunda, hatta bir cocuk... Parmaklari artik bir bebegin parmaklari gibi degil, daha buyuk, daha herseyi nasil kavrayacagini bilen parmaklar..

Ilk dogdugunda gozleri babasinin goz renginin aynisinin tipkisiydi. Sonralari daha acik mavi oldu. Simdiyse tam 18 ayini doldurduktan sonra mavisinin ortasinda benimki gibi baska acik bir renk belirdi :)
Nasil bir seydir varolmak, ya da yaratilis, her gun cocugun simasi, sekli evriliyor cevriliyor.. Sanki bir heykeltrasin gizli sakli elleri surekli Delfi'nin yuzunde, boyunda caktirmadan rutuslar yapiyor; fikrini degistirip ona  farkli renkler, sekiller katiyor...

Herseyi anlayan, benim tatli kizim...
Daha konusmuyoruz, vaktimiz var sanirim... Kolay degil iki dildeki farkli sesleri takip etmek tabi...
Konussa sanki hayat daha kolaylasacakmis gibime geliyor.. Ama kim bilir hic susmadan konusan bir kiz olursa, yandim ki ne yandim :)

Iki hafta oldu hayatindaki ilk evi degistireli. Yeni cevre, yeni arkadaslar, yeni ev, yeni isik, yeni duvarlar, yeni boyut... Tasinirken bence uslu sayilabilecek bir bebekti ama kesinlikle yeni evi yadirgadi.. Bugun daha yerlesik bir duzene gecmenin getirdigi bir sey sanirim, ilk kez bugun evin icinde eskisi gibi bircok oyunlar oynadik, ve artik bu evin evimiz olmaya basladigini hissettim ben de... Hatiralarin yaratildigi, mutlu anlarin kazanildigi, hafiza denilen tunele islenen anlarin meydana geldigi ev sanki daha cok 'ev' :)

Soruyorum Delfi'ye, 'parka gidelim mi?' kafa salliyor, evet anlaminda. 'Arkadaslarin var mi parkta?' kafa salliyor . Parka gidiyoruz, cekingen, urkek, ne yapacagini, nasil diyolaga girecegini bilmeyen. Zaman icinde insanlarla nasil iletisime gececeginin yollarini bulacak. Parktaki diger annelere bakiyorum, kimisi hala buyuyememis bir kiz cocugu adeta.. Sanirim bu yaslardaki kisilik olusumu cok onemli. Agac gercekten de erken egilip, o sekilde kaliyor...

Delfi de yolunu bulacak.. Insanlarla iletisime gececek.  Kizim hizla buyuyor...
Gerisi burda...

Thursday, 31 May 2012

Tuketici haklarinin olmadigi ulke.

Bu ulkede tuketici haklari filan yok, yurtdisinda musteri memnuniyeti cok iyi olan firmalar bile Turkiye'deki tuketici haklarinin azligini kazanc bilip, ister garati kapsaminda olsun ister olmasin sorunlu olan urunlere garantiliymis gibi davranmiyorlar ve sizden para istiyorlar.


Delfi Chicco puseti kirilmadan once pusetinde, Yildiz Parki'nda

Yazlari hafif ve rahat olsun diye Delfi'ye ikinci bir bebek arabasi olarak bir Chicco baston hafif bebek arabalarindan almistim [ana arabamiz mamas and papas]. Alir almaz, tentesinin kumasi yipranmis [zaten kutudan ciktiginda da o kismi zedeliydi ama onemsememistim] ve kemerindeki plastik halka da cok kisa bir sure icinde [nasil adilikte bir plastikten yapildiysa cocugun guvenligiyle ilgili olan kemer kisminin!] kirildi. Bir de bu yetmiyormus gibi cocugu tasiyan ana demiri kirildi [pardon demir degil aliminyum gibi uyduruk bir madde]. Sozum ona bilinen bir madde ve sozum ona garanti kapsaminda [daha bir yil bile olmadi alali ve sadece yazlari kullanildi]. Ve puseti aldigim firma olan ebebek araciligiyla yolladim. Cevap su: toplamda 40 TL odemem gerekiyor, tentenin rengi baska bir renk olacak, bir de kargo parasi. Ve 444'lu telefondaki bayan musteri memnuniyetini zerre takmiyor.

Yeni anne olacaklara duyurulur: sakin gidip pahali bebek arabalarina filan heveslenmeyin. Arkaya tam yatabilen, hafif, ucuz bir bebek arabasi alin (sanirim baby2go'nun boyle bir bebek arabasi var) gitsin. Zaten 1.5 yil anca biniyorlar. Hiiiic gerek yok pahali bebek arabalarina. Pahalisi da kiriliyor, ucuzu da. En azindan cok ucuza almistim, bi daha alirim dersiniz gecersiniz.

Turkiye'de gercekten yok kullanici haklari filan. Hayal kurmayalim. Sistem surekli karsisindakinden haksiz yere para sagmaya calisiyor. Herkes salak, tum firmalar tilki. En kotusu de hic bir soz hakkiniz yok.

Durum budur.
Gerisi burda...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...