My photo
a utopist, a green, a free soul, a liberal, a young (well let's say 'a new' rather than 'young') mother, a rebel, a thinker, a smiler, a wonderer, a note, a butterfly, a rainbow, a nymph, a kite, a wave, a breeze from the sea, a purple soul, a chocolate-addict, a lover...
Showing posts with label ozgur anneler. Show all posts
Showing posts with label ozgur anneler. Show all posts

Friday, 4 April 2014

Biz gideriz ormana hey ormana!

Bugün cennetin içine girmiş gibi hissettim kendimi... Yoğun geçen, günleri çok çabuk tükenen hayatımda apayrı bir huzur dalgasına girdim.. Nerede? Belgrad Ormanı'nda... Dostlarla buluştuk, çoluk-çocuk piknik yaptık [bademin, meyvenin, sağlıklı yiyeceklerin ve çayın bol olduğu, çöplerin toplandığı bir piknik], oyunlar oynadık, ıslandık, çamura bandık, huzura erdik, yeşilde kendimizi kaybettik. Eve geldik ama bende öyle bir ruh hali var ki tekrar yaşamın o stresine giresim yok. 

Sanırım içimden bir can çıktığından beri doğaya olan düşkünlüğüm çok arttı. Eskiden de doğa derdim ama şehir hayatından da pek bir memnundum. Şimdiyse, 'niye şehirde çocuk büyütür ki insan' diyerek kendimi sorguluyorum. Ben ne yapmaya çalışıyorum, kendi hayatımı çalıyorum beton yığınları içinde çocuk büyütmeye çalışarak. 
Bir belgesel vardır: dünyanın beş farklı ülkesinde çocuklar nasıl büyüyor belgeseli. Ben Moğolistan'da çekileni izlemiştim ve çok etkilenmiştim. Biz büyük şehirlerde çocukların motor gelişimleri güzel gitsin diye, bir sürü paralar verip özel farklı dokularda kitaplar alalım, Moğolistan bozkırlarındaki bebe horozu elleyerek motor gelişiminin kralını yapsın! Eğer benim gibi yanınızda çocuğunuzu büyütürken size destek olacak bir anane, babane, dede, teyze yoksa; benim gibi şu soruyu sorabilirsiniz kendinize: 'neden şehirde çocuk büyütmeye kalkıyorum ki!' 
Arkadaşlarıyla çamurun ve çayın içinde

Bugün Belgrad Ormanı'nda, ardından Zekeriyaköy'deki bir çiftlikte Delfina o kadar keyifli zaman geçirdi ki.. Onun mutluluğu bana ayrı bir huzur kattı. Doğal yaşam alanları ne kadar özgürse, şehir hayatının da bir o kadar bir sürü saçma sapan kuralı var. Hatırlıyorum Delfina 1.5-2yasındayken bile sayısız kere mikroplarla ilgili ona ders verdiğimi. Çocuk görmüyor ki mikrobu filan, neyin kafasıdır ki anlattım bin kez bakterileri, mikropları, otobüsün heryerini elledikten sonra ağzına elini koymamasını. O yaşta çocuk hiç bu kadar soyut ve gözle görünmeyen bir kavramı anlar mı hiç! Ama orman, köy, doğa öyle mi ya... Ne anne yıpranıyor, ne çocuk hapise konulmuş bir çocukluk yaşıyor! Çok iyi hatırlıyorum küçüktüm, ablam ve abilerim okula giderdi, ben annemle tüm gün evde kalırdım, park filan da yoktu öyle düzenli gittiğimiz. Varsa yoksa ev gezmeleri. Amerikan çamuru adı altında oyun hamuruna benzer bir malzeme satılırdı kırtasiyelerde, işte ev gezmelerinde onlar benim kurtuluşum olmuştu. Belki de o yüzden seramik ve çini bende tutku oldu ilerki yıllarda.. Benim çocukluğum evde, yani bir nevi hapiste geçmişti o soğuk günlerde. Yazın ve pazarları gittiğimiz Urla ise cennetimdi. Ağaca tırmanırdık, tulumbadan su çekerdik, ufak karpuzları elimizle duvara çarparak parçalayıp, mahallenin çocuklarına [ya da nam-ı diğer çeteme] paylaştırıp yerdik, ağaca tırmanırdık, komşuların yere düşen zeytinlerini toplayıp tenekelere doldururduk, karnımız acıkınca bahçeden domates toplayıp yerdik, çiçeklerden 'çorba', çamurdan 'köfte' ve 'pasta' yapardık, bahçenin etrafındaki kaplumbağaları, yılanları, yarasaları, arıları, karıncaları incelerdik. Ne güzel bir çocukluktu yazın yaşadığım çocukluk, ne korkunç bir çocukluktu kışın yaşadığım çocukluk. 
Delfina doğduğundan beri hep saray saray, müze müze, sergi sergi gezdik. Biraz büyüdü park park, orman orman gezdik. Sabah 9'da çıkıp akşam 9'da eve girdik. Nerdeydik? Tabi parklarda! Hem de öyle bir saat iki saat değil, tüm gün. Çocukluk dediğin oyun kurarak, eğlenerek, gülerek, keyifle yaşanmalı... 
Ağaç gövdesinde resim

Bugün cennetten bir gün çaldık yeşillenmiş ağaç dallarının altında, kurumuş meşe palamudu yapraklarının üstünde. Kiwi kuşu gibi yerde kurtçuk aradık, ağaç gövdesinde resim yaptık, akan çayın içinde zıpladık, ıslandık, saklambaç oynadık. Ama yılda ayda yaşanılan kuralsız ve doğa dolu bir gün yeter mi tüm hayatı mutlu ve özgür kılmaya?
Beni en çok yaralayansa ormanın sesini biz dinlemeye çalışırken kuş seslerini bastıran elektrikli testere, helikopter ve inşaat sesiydi. Hani Narnia'da, Harry Potter'da ve birçok kitapta vardır ya korku dolu bir bekleyiş... Kötülüğün gelmesinden korkarsın, elindeki mutluluğun gitmesinden dehşete kapılırsın... öyle bir korku işte yemyeşil ormanda duyulan bir testere sesi... Velev ki ağaçlar kesilmiyor da, budanıyor olsun... Zaten niye insanoğlu ağaçları budamak ister ve bunu nasıl olur da ağaçların iyiliği için yapar ben anlamıyorum. Dallar ağaçların bir parçası, başka canlılar gelip insanın kollarını kesse iyi mi olur? Niye biz ağaçların uzuvlarını kesmeyi kendimize bir görev biçmişiz ben anlamıyorum, bu zihniyeti de anlamıyorum ki ağacın canına kıymak isteyenlerden hiç bahsetmeyelim... Bu öyle bir konu ki varlığı beni ne kadar mutlu ediyorsa, varlığının yokolması ya da yokolma ihtimali beni o kadar derin dehlizlere sokuyor..
Ben hayal ediyorum ve umut ediyorum...
Yeşil ve mavinin engin olduğu bir dünya hayal ediyorum ve umut ediyorum...
İnsanoğlu, umarım elindeki tüm yeşil alanları betona, mavi alanları çöplüğe çevirdikten sonra hayatı boyunca hep altın isteyen ve değdiği herşey altına döndükten sonra [ki bu onu nasıl da mutlu etmiştir] yemek bulamadığı, altını da yiyemediği için altının değerini sıfırladığı adamın hikayesini yaşamaz.
Hayal ediyorum, umut ediyorum... Kendim, çocuğum, tüm çocuklar, insanlık için...
Hayal ediyorum, umut ediyorum.
Teşekkür: Bu günü güzel, özel dostlara ve hatta mümkün kılan Senem'e, Özlem'e, Mine'ye ve ayakkabılarını Delfina'yla paylaşan Masal Kız'a sevgiyle... Ne iyi yaptık bugün...
Öneri: Eğer çocuklarınızla ormana gidiyorsanız, yanınıza ıslanmayan pantalon, lastik çizme/yağmur ayakkabısı, yedek kıyafet, büyüteç, su, muz gibi tok tutacak meyveler ve bademgiller almayı unutmayın. Keyifle...
Gerisi burda...

Saturday, 21 July 2012

Istanbul Arkeoloji Muzesi'nde keyifli bir gun ve annelik

Farkina vardim ki; uzun zamandir Delfina'mla istanbul maceralarimiza yer vermiyorum, onun yerine sikayetlerime yer vermisim :(
Maceralarimiza devam!
Temmuz ve Delfi Arkeoloji Muzesinin onunde
 Gecen Persembe sevgili Senem ve sirine Temmuz'un esliginde Istanbul Arkeoloji Muzesi'ne gittik, ordan da Gulhane Parkin'da piknik yaptik. Arkeoloji Muzesi'nin ilk katina cok rahatlikla bebek arabasiyla girip ilk katini gezebilirsiniz. Benim agzimi acik birakan parcalar var muzede, donemin Osmanli topraginin farkli yerlerinden getirilmis lahitler daha neler neler.. Tabii ki Turkiye'de zaten muze gezen pek olmadigi icin, hele bebegiyle gezen anne olmadigi icin sanirim hem guvenlik gorevlilerini hem de sicaklardan ayila bayila calisan muze yonetimini daha bilincli muzecilik adina egitmek, tavsiyelerde bulunmak yine 'gecis donemi' annelerine, yani bize dusuyor. Bir kapiyi, bir pencereyi acmak ne kadar sancili degil mi? Ama kurulmus kopruler uzerinden yurumek ne kadar kolay... Bu donem Turkiye'sinde yasayan, evde oturmayan, cocuklarini ev gezmesi (!) yerine muzelere, parklara goturen annelerin yasadigi bazi zorluklar var, ama bunlar da asilacak. Ve benim kizim kendi bebegiyle gezmek istediginde daha kolay olacak hersey diye umut ediyorum...

Sevgili anneler, artik ev ev gezmekten sıkıldıysanız, ve yasadiginiz sehri gezmek istiyorsaniz, diger annelerle muze bahcelerinde bulusmak istiyorsaniz [kapali alan kafeler yerine], işe bir muzekart almakla baslayabilirsiniz ;) Muzekart [http://www.muzekart.com/], Nisan ayindan beri zamli fiyatiyla 30TL olarak karsimizda. Ziyaret edebileceginiz muze ve oren yerlerinin listesine su adresten ulasabilirsiniz: http://dosim.kulturturizm.gov.tr/TR/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF3143C82B0599388A
Bu kartla yil boyunca yukardaki baglantida yer alan istediginiz muzeye ucretsiz girebilirsiniz. Buyuk kolaylik! Hatta ayin basinda alirsaniz karti, 13 aylik bir kart olmus oluyor. Aldiginiz ayin bir sene sonraki son gunu kart kullanimi bitiyor. Ama her seferinde fotografla basvurmaniza gerek de yok, bir kere kart cikarttiginizda sisteme otomatikman kayitli oluyorsunuz. Ve kolaylikla yeni kartiniza kavusuyorsunuz.
Muze bekcileri yakalamadan kacma pesinde olan Delfi

Delfi Cinili Kosk'te saklambac oynarken
Ben ve Delfina Arkeoloji muzesinin (IAM) bahcesindeki kafede kesinlikle huzur bulduk ki Delfi baya uzun bir sure agaclarin altinda uyudu :) Bu esnada Senem'le de sohbet etmek cok keyifliydi tabi :) Mutlaka salık veririm, siz de gidin Arkeoloji muzesinin bahcesinde bir keyif yapin ;) Ama Turkiye'deki muzecilik anlayisi degisip, cocuklara yonelik olmaya da baslamali. Cocuklar gittikleri muzede konuyla ilgili aktivite yapabilmeli. Yurtdisindaki tum muzeler boyle. Mesela IAM'de orjinalinde renkli olan bir lahitin (su an beyaz gozukuyor), aslındaki canlandırmasını yapmışlar. İşte tam o köşeye cocuklara boya kalemleri ve lahitin siyah-beyaz cizilmis bir ornegini koyup, cocuklarin kendilerine ozgu renklendirme calismasi yapmasi beklenebilir. Ve bunun icin muzenin cok buyuk paralar filan harcamasina da gerek yok. Boyle uygulamalar gelse, eminim hem Turkiye'de muzeciligi kuran Osman Hamdi Bey'in kemikleri hem de anneler rahat eder ;)

Çinili Köşk'e giris bebek arabasiyla zor, ama bizim yaptigimiz gibi bebek arabanizi asagida birakip gezebilirsiniz. Ya da bir gorevlinin yardimiyla ust kata cikip gezebilirsiniz. Maalesef Çinili Köşk'un icinde pek de çini yok ki bence bu eksiklik. Ama Canakkale, Iznik, Kutahya ve Selcuklu cinilerinden kucuk bir ornekleme hos ;) Osman Hamdi Bey'in Kaplumbaga Terbiyeci'sini bilmeyen yoktur. O ve diger tablolar Çinili Köşk'te yapilmis, o yuzden orjinal mimariyi gormek cok heyecan verici.

IAM'ne gitmenizi, ardindan da bizim yaptigimiz gibi Gulhane Park'inda piknik yapip, oyun parkinda oynamanizi salik veririm. Pufur pufur esiyor iki mekan da. Bu sicaklarda isim ne demeyin, yaniniza piknik malzemelerini alip sabah sicaklar bastirmadan yola cikin. Buna degecek, hele yaninizda arkadaslar, canlar varsa  ;)
Cinili Kosk'e gitmeden once
Tabi bir de bunu da yazmadan edemeyecegim: biz muzeye dogru sabah yol alirken vapurda genc bir kadin geldi, 'cocuk usumez mi' dedi, 'yok iyiyiz biz' dedim. Sonra tekrar dondu, 'siz annesi misiniz?' diye sordu. 'Evet' dedim. 'Allah bagislasin' diyip, 'ama bu cocuk boyle usutmez mi?' dedi. Sabah oldugu icin sanirim baya bir sabirliymisim, 'sakinan goze cop batarmis, herseye pinpiriklenmemeli'dedim. Kadin beni kinayan bakislarla uzaklasti. Nasil bir olaydir bu? Cok yuksek olasilikla kendisi anne olmayan biri gelip beni iyi anne olmamakla itham ediyor. Zaten o yuzden annesi misiniz diye soruyor. Cunku boyle anneligi olsa olsa bakicilar yapar seklinde. Ya bu davranisin Turk insaninin iyi niyetinden oldugunu dusunmek istiyorum ama sunu da ogrenmeli insanlar: bir bebegin neye ihtiyaci oldugunu, bir seyin bebegi icin iyi olup olmadigini en dogalindan ANNESI bilir! Evet ben Delfina'yi ceyranda birakiyor, terlediginde arkasina havlu sokmuyor,atlet giydirimiyor, soguk su iciriyor olabilirim. Ama bunlarin beni kotu anne yaptigini da zerre dusunmuyorum. Daha onceden de yazdim, yine yaziyorum. Cok korumaci bir toplumuz ama cocuklarimiza surekli 'aman yapma duseceksin, simdi bir yerini parcalayacaksin' diye diye korkak insan toplumlari yetistiriyoruz. Ben hayallerini gerceklestirmekten korkmayacak, ve hayallerini gerceklestirebilmek icin dayanikli; sagligi da buna elveren bir birey yetistirmek istiyorum. Beni annem asiri hijyenik bir ortamda, ic camasirlarimi bile utuleyerek buyuttu. Bana ortopedik ayakkabilar aldi, arkama hep havlu koydu. O hasta olmayayim diye herseyi yaptikca ben astim alerjik buyudum. Neden? Cunku vucudum yeterince mikroplara bagisiklik kazanmadi. Istedigim ayakkabiyi giyemiyorum, cunku annem en iyisi oldugunu dusundugu icin bana hep ortopedik ayakkabi aldi, ve benim ayak tabanimdaki her kas ozgurce gelisemedigi icin ben hep spor ayakkabi ya da ortopedik ayakkabi giymek zorundayim. Bu butun iyi niyetle yapilmis isler annemi kotu anne yapar mi? Tabii ki hayir! Cunku o bir anne olarak benim icin elinden geldigince en iyisini yapti. Harika bir anneydi. Hala cocugu icin en iyisini yapmaya calisiyor, kendi bildiklerince. Benim yaptiklarim da Delfina'nin iyiligi icin, kendi bildigimce, kendi arastirdigimca. Her anne o cocuk icin en iyi annedir. Anneler yavrulari icin en iyisini bilirler. Ey toplum cahil cahil karismayin artik her annenin isine. Birakin anneler de ozgurce buyutsunler yavrularini stressiz, uzuntusuz...
Sevgiyle..
EsraR~~~
Gerisi burda...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...