My photo
a utopist, a green, a free soul, a liberal, a young (well let's say 'a new' rather than 'young') mother, a rebel, a thinker, a smiler, a wonderer, a note, a butterfly, a rainbow, a nymph, a kite, a wave, a breeze from the sea, a purple soul, a chocolate-addict, a lover...
Showing posts with label Oyun Evim TV. Show all posts
Showing posts with label Oyun Evim TV. Show all posts

Wednesday, 23 July 2014

Sahi Serbest Oyuna Ne Oldu?

Bu aralar merak ediyorum çocukların serbest oyun, hayal kurma, ve evcilik oynama zamanına ve yeteneğine ne oldu diye...
Ben küçükken Urla'nın çamuruna batardım, arkadaşlarımla kurduğumuz 'çete' [ki bizim için çok havalı bir kelimeydi o zaman] vardı. Biraraya gelirdik, evcilik oynardık, düş kurardık, -mış gibi yapardık, çamurdan pekmez, çiçeklerden çorba yapardık, bisiklete binerdik, çiğdem çitler, komşunun yere düşmüş zeytinlerini tenekelere doldurmasına yardım ederdik, ağaca tırmanırdık, kırkayakları soluksuz izler, kurumuş yılan derileri ya da kirpi bulduğumuzda kendimizden geçerdik. Hele diz kapaklarımın kabuk bağlamış yarasız, morluksuz halini hiç hatırlamam. Sürekli sokaktaydık, gece 12'den sonra bile eve geldiğimiz olurdu. Günde 5-6 kez kıyafet değiştirmek zorunda kaldığımı hatırlıyorum çünkü hep kirlenirdi. Bana aktivite yapan, önüme malzemeleri koyan kimse yoktu. Zorlana annemden kumaş parçaları aldığımı hatırlıyorum bebeklerime kıyafet dolamak için [evet dolamak çünkü dikiş bilmezdim, maalesef hala bilmiyorum], eve gelip bisküvi alırdım acıktıkça, o bisküvilerle de oyuncaklarımın içinde 'yemek' yapardım. Kışları ise annem dışarıda 'hasta' olurum diye çıkartmazdı beni dışarıya, yakınlarda gidilebilecek ne park vardı ne de annemin beni beklemek için sabrı. Tüm gün ya annemin gün toplantılarından birinden diğerine gezerdik, ya da evde ablamların eve gelmesini beklerdim. Pek arkadaşım yoktu, ya da beni bir etkinlikten diğerine taşıyan birileri de. Bana ait kitaplarım yoktu, tek kitaplarım ablamlardan kalma bir-iki kitap, ya da onların 'büyüklere ait' kitapları. Bunları niye mi anlatıyorum? Şu an yine çocukluğumun en güzel günlerini geçtiği Urla'dayım, yanımda kendi kızım Delfina ve biri 6 diğeri 12 yaşında iki yeğenimle birlikte. Sürekli onlara oyun kurmam, kitap okumam, aktivite yaptırmam ve ilgilenmem gerekiyor onları. Aynı mekandaki kendi çocukluğumla onlarınkini karşılaştırıyorum bol bol ve ortaya çıkan manzara ruhumu sıkıyor. Öncelikle tatmin diye bir olay yok zamane çocuklarında. Dün tebeşir yaptık birlikte, ardından malzeme kuruyunca dün akşam tebeşirle çizilerek oynanan çok keyifli bir oyun gösterdim yakın bir zamanda Oyun Evim TV'de yayınlayacağımız. Benim çocukluğumdaki çocuklar olsak, bizi nerden baksan 1 saat oyalardı gösterdiğim oyun ama bizimkileri bir kere oynamak için motive etmek bile çaba sarfettirici. 2 kez oynadıktan sonra 'eeeee' dediler ve oynamayı bıraktılar. Sürekli aktiviteyi benim üretmemi bekliyorlar ve 'eeeeee' diyorlar. Şaka gibi ya da hafif ölçekli bir kabus gibi durum. Tatilde miyim yoksa tam-zamanlı animatör ve etkinlik düzenleyicisi olarak çalışıyor muyum belli değil.
Peki modern zamanlarda nerde hatalar yapıyoruz? Niye çocuklar bundan 20-25 yıl öncesine nazaran doyumsuz ve oyun kurmada affedin ama beceriksiz diyeceğim?
Biz büyüklerin yaptığı hatalar olduğu aşikar. Benim annemin beni büyütürken bu kadar çaba sarfettiğini hiç sanmıyorum. Doyuruyordu bizi, kıyafetlerimizi yıkayıp, ütülüyordu [ki evi temizlemeye küçüklüğümden beri hep yardımcı olmuşumdur] ama oturup bana aktivite filan yaptırmıyordu.

Geçen haftanın birinde arkadaşımı ziyaret ettim, çocuklar kendi aralarında oyun kurdular, biz de iki anne oturduk keçeden baykuş yapmaya koyulduk. Arkadaşımın eşi o sırada gelip şöyle bir yorumda bulundu: 'Siz kendiniz için mi yoksa çocuklar için mi yapıyorsunuz bu aktiviteyi'. Ben de dönüp 'tabii ki kendimiz için, çocukların önüne sürekli bir etkinliği sunmaya inanmıyorum, kendileri pek güzel oyun kurdular' dedim.
Çadır oyunu oynarken

Delfina çevremdeki pek çok çocuktan belki daha iyi oyun kuruyor ama bir yerlerde hata yaptığım aşikar. Belki de doğduğundan beri çok ilgilendim onunla, oyun çok oynadım. Belki de çocukları kendi haline bırakmak, çocuklarla çok ilgilenmemek daha iyi. Bir terim vardır belki duymuşsunuzdur: 'helikopter aileler'. Bu tarz aileler çocukları doğduğu andan itibaren hayatları boyunca çocuklarının etrafında fır fır dönerler. Ellerinden tutup çocuklarını okula götürürler, gün boyu kapıda onları bekler, ilerki yaşlarda sözkonusu üniversite bile olsa gidip çocuklarının öğretmenleriyle konuşurlar, tüm ihtiyaçlarını giderir, tüm sorunlarına çare olurlar. Helikopter ailelerin çocukları da bu yaşam ve büyütülme tarzına paralel olarak tek başlarına bir işi kotarma konusunda deneyimsiz ve sürekli ilgi ve alakaya muhtaç büyürler. Kanımca çok tehlikeli bir aile modeli bu, çocukların karakterlerini özgür bir şekilde geliştirmeleri konusunda. Ben sanırım tekne kazıntısı, kazandibi, son piyango olan, 4. ve son çocuk olarak bu ilgi alakayı hiç görmedim. Sadece ilkokulun ilk günü annem tuttu elimden, bir binaya götürdü, bak bu senin sınıfın, bu öğretmenin, bu da servis şoförün, okul bitince servise bin, eve gel dedi ve gitti. Çoğunluğu ağlayan 65+ tanımadığım yabancı çocuk ve bir öğretmen hanımla aynı sınıfta saatlerce durup, 'neden bu çocuklar ağlıyorlar, neden onların annesi kapıda onları bekliyor da benimkisi gitti' diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ondan sonraki yıllarda annem bir daha okula beni götürmedi zaten, sadece okulun ilk günü servis yok diye babam bırakırdı. O kadar. İlkokul 5'e giderken tek başıma Alsancak, Konak gezerdim, yine tek başıma sinemaya giderdim. Niye anlattım yine bunları? Şunun için: benim ailem asla benimle çok ilgilenen bir aile olmadı, yıllarca yurtdışında yaşadım, bir kere merak edip bu çocuk nasıl bir yerde yaşıyor diyerek beni ziyarete bile gelmediler. Hep yanımda oldular, bana destek oldular [ki buna minnettarım] ama çevremde fır fır dönmediler. Sonuç ne? Ben hep ayaklarımın üstünde birçok kıtada, ülkede ve ortamda varolabildim. Demek ki neymiş, bir çocuğun çevresinde de pek de dönmek gerekmiyormuş [çocuğun karakterine göre bu dediğim değişiklik gösterebilir]. Ha evet ben de isterdim keşke bana daha çok vakit ayırsalardı ama olmadı. Peki asıl sorun şu: ben kendi çocuğum için ne yapmalıyım? Ya da ilk soruya dönersek biz nerde hata yapıyoruz da zamane çocukları sürekli önlerine bir etkinlik konulsun istiyorlar ve hemen sıkılıyorlar?
Benim kendi kızım için yaptıklarım şöyle:

  • Onu elimden geldiğince arkadaşlarıyla buluşturuyorum, ve bir büyüğün kurgusu olmadan serbest oyun oynamalarını izliyorum.
  • Sokakta bizim çocukluğumuzda oynadığımız sokak oyunlarını öğretiyorum ve sonra arkadaşlarıyla oynamasını izliyorum.
  • Eve kurgunun olduğu oyuncakları sokmamaya çalışıyorum. Pek ala bebekliğinden kalma küpleri tencere olarak kullanabiliyor, illa da mutfak oyuncağına ihtiyacı yok [hediye gelenler benim iradem dışında gelişen oyuncaklar da olmuyor değil]. Geçtiğimiz hafta çok güzel bir yazı okudum: çocukların ihtiyacı olan ana oyuncaklar: ip, kutu, karton rulo, çamur ve sopa. Ben bunlara taş, bilye (nam-ı diğer meşe, misket), kürdan ve top ekliyorum. 
  • Hafta sonları ve hatta hafta içi ormana, doğaya kaçıyoruz. Elimizde büyüteçle solucan, yosun, deniz kabuğu inceliyoruz. Çocukların meraklı olması harika bir şey. Yine şu an yeğenlerimle Urla'da yaşadığım sorun en küçük bir böcek gördüklerinde bağırıp, kaçmaları. Halbuki Urla, doğanın harika bir parçası ve doğaya merak duyabilseler böceklerden kaçmayıp onları incelemek isteyecekler ve bulundukları ortamdan keyif alacaklar. Delfina'mla elimizden geldiğince sürekli doğaya kaçıyoruz ki o da araştırmaktan ve incelemekten, doğanın bir parçası olmaktan mutlu olsun. Ayrıca bir araştırmaya göre çocuklara gördükleri tüm ağaçları 'ağaç', tüm çiçekleri de 'çiçek', tüm böcekleri 'böcek' olarak nitelendirmektense doğadaki canlıları adlarıyla öğretildiğinde çocuklar öyle öğreniyor. Dün akşam eve girerken annem kırkayak için 'böcek' kelimesini kullandı, Delfina hemen ananesini düzeltti, o böcek değil dedi, sonra da benden onaylamamı istedi. Çocuklar harika varlıklar, onlara ne sunulursa hemen bilgiyi emiyorlar. O yüzden ben elimden geldiğince ve bilgimin yettiğince ona ıtırı, biberiyeyi, akşam sefasını, palamut ağacının yaprağını isimleriyle öğretiyorum. Bunun için Tübitak'ın çocuklar için hazırlanmış çıkartmalı kitapları var farklı ağaç, çicek, böcek vs. türlerini öğreten. Ben bile keyifle öğreniyorum, tavsiye ederim. 

Gerisi burda...

Thursday, 3 October 2013

Oyun Çemberleri Anadolu'nun Her Yerini Sara!...

Delfina’nın bebekliğinden beri çocuğunu fiziksel aile desteği olmadan büyüten bir anne olarak yaşadığım yerde hep oyun grupları oluşturma çabam oldu ki hem ben annelik sürecimi paylaşabileyim başka annelerle, sorunlarımızı konuşabilelim; hem de kuzenleri gibi yakın aile dostları olmadan şehirde büyüyen kızım sosyalleşsin, başka çocuklarla iletişim içine girsin. Delfina için önce İstanbul Ortaköy’de harika bir oyun grubu oluştu, sonra Moda’da. Delfina anaokuluna gitmeye başladı bu sene haftanın üç günü ama yine de bir oyun grubu olsun, özellikle kış günlerinde mahalleden, parktan arkadaşlarıyla buluşmaya devam etsin istiyorum. Bu esnada Facebook’ta Montessori Anneleri grubunda yazışmalar ve Anadolu’nun her yerinden anneler organize olmaya başladı evlerinde ya da mahallelerinde bir oyun grubu kurmak için. Aileler çocuklarıyla kaliteli vakit geçirmek istiyorlar ve özellikle hava koşullarının iyi olmadığı zamanlarda çocuklarıyla aktiviteler yapıp, çocuklarının kaliteli ve öğrenme süreçlerine yardımcı vakit geçirmek istiyorlar. Ben de İstanbul için Anadolu ve Avrupa yakası olmak üzere iki Facebook grubu kurarak diğer organize olmak isteyen annelere yardımcı olmak istedim. Bunun üzerine toplantı yaptık ve evde nasıl oyun grubu kuruluru konuştuk. Geçen yıllardan gelen deneyimler de birleşince şöyle toplantı notları çıktı ortaya, umarım oyun grubu kurmak isteyen ailelere yardımcı olur notlar.

Montessori Oyun Grupları Toplantı Genel Notları

29 Eylül 2013, Moda Parkı

Oyun grubu nerde olabilir? Evlerde, yerel kütüphanelerde, gönüllü evlerinde vs.
Dileyen aileler evlerini birbirlerine açıp, belli bir rota dahilinde birbirlerinin evlerinde buluşabilirler. Ama evlerde oyuncak kavgası çok yaşanacağı [çünkü ev sahibi olan çocuk her zaman oyuncaklarını diğer arkadaşlardan korumaya çalışacaktır. O yüzden ya oyuncaksız bir ortamda aktiviteler yapılmalı, ya da çocuğa hangi oyuncakları paylaşıp paylaşmak istemediği sorulmalıdır] için alternatif mekanlara bakmak daha akıllıcadır. Malumunuz birçok kütüphane hatta çocuk kütüphanesi mevcut. Ama bu tarz mekanlar aktif olarak kullanılamıyor ve çocuklara ‘sus, ses yapma’nın ötesine geçilemeyen mekanlar olarak kalıyorlar. Yeni yeni kütüphanelerde masal saati uygulamaları ve kütüphaneleri çocukların ihtiyacına yönelik düzenleme alışkanlığı başladı. Oyun grubunun kurulacağı semte yakın bir kütüphaneden [halk, belediye, ya da Kültür Bakanlığı’na ait kütüphaneler] ya da belediyeye ait bir gönüllü evi yahut benzeri bir kamu alanından çocuklara aktivite yapabilmek için ortak alan talep edilebilir. Özellikle kütüphanelerdeki masal saati uygulaması oyun grubuyla birleştirilebilir. Kitap Okuyan Çocuklar Projesi’nin geçen hafta İBB’ye ait kütüphanelerin bu tarz aktivitelerde kullanılması için onay aldık. Bulunduğunuz mekandaki kütüphaneyi kullanmak için Kitap Okuyan Çocuklar Projesi aracılığıyla izin alıp, kütüphaneyi amaca uygun hale getirebiliriz. Konuyla ilgili yazışmalar bilgi@kitapokuyancocuklar.org eposta adresinden yapılabilir.

Ne kadar sıklıkta? Ailelerin uyumuna ve tercihine kalmış ama düzen olması çok önemli. Her hafta aynı gün, aynı saatlerde ve aynı kişilerle yapılan aktiviteler kesinlikle uzun dönemde daha iyi sonuç verecektir.

Sayı ve yaş grubu: Bildiğiniz üzere Montessori’de karma yaş uygulaması vardır. Ama eğer semtte çok fazla aile varsa, iki grup yapılıp, yaşları birbirine yakın çocuklardan gruplar da istenilirse oluşturulabilir. Grup başı tavsiye edilen ideal çocuk sayısı 5’tir.

İkramlar: Ev sahipliği yapacak olan aile, su hariç hiçbir ikramda bulunmakla yükümlü değildir. İkram konusu oyun grubunu eğlenceli bir zaman geçirme olmaktan çıkarıp yükümlülük haline getirir. Eğer çocukların birşey yeme ihtiyacı olacağı düşünülürse, herkes evinden bir kilo ya da çocuk sayısınca mevsim meyvesi getirebilir. Mesela bir aile muz getirirken, diğer aile elma getirebilir. Böylece çocuklara paylaşma ilkeleri de gösterilmiş olunur.


İletişim: İlk buluşma sonrasında telefon ve eposta adresleri paylaşılır, hatta yazışmaları kolaylaştırmak amaçlı bir google ya da yahoo group kurulabilir.


Süre: Oyun gruplarının süresi en fazla 1.5 saat olmalı. Çocuklar yaşlarına orantılı olarak konsantre olamamakta ve bir saatten fazla biraraya gelmelerde oyuncak kavgaları ve huysuzluk artabilmekte.


Ne tür aktiviteler yapılabilir?

  • Şarkılar: Şarkıyla oyun oynamak çok önemlidir. Şarkılar çocukları rahatlatıyor, birbirleriyle daha güzel iletişim kurmalarını sağlıyor.
  • Ahşap bloklar: Çocuklar ahşap blokları kullanarak kule vs. tasarımı yapabilirler, ya da ev yapımı boya kullanarak blokları kullanboyayabilirler. Bu tarz aktivitelerde evin kirlenmesini önlemek amaçlı plastik örtüler alınıp, çocukların altına serilebilir. Ve bu örtüler bir aile tarafından her hafta yıkanıp, tekrar kullanılabilirler.
  • Doğal malzemeyle oyuncak yapımı: Oyun hamurları, parmak boyaları vs doğal malzemelerden yapılabilir ve hepbirlikte oynanabilir. Oyun hamurunu çocuklar kendileri bile karabilirler. Bildiğiniz gibi çocuk sizden talep etmedikçe bir büyük olarak elindeki işi alıp bitirilmiyor Montessori sistemine göre. Çocuğun işi/görevi kendi yapmasına, keşfetmesine izin veriliyor.
  • Dizme/aktarma: Makarna, boncuk vs. ipe dizilebilir, ardından boyanabilir. Mercimek, pirinç vs. bir kaptan diğer kaba aktarılabilir, bu esnada bir huni ya da dar bir cam şişe vs. kullanılabilir
  • Baskı: Patates baskısı, kapak baskısı, silgi ve ip baskısı vs..
  • Geri dönüşüm malzemelerinden oyuncak ya da obje yapımı: Herkes evden getirdiği geri dönüşüm malzemelerinden farklı oyuncaklar vs. üretebilir. Bir tema belirlenebilir. Bunun için Dönüşen Oyuncaklar Facebook grubundan fikirler alınabilir. Hatta havanın güzel olduğu zamanlarda parklarda buluşulup parktaki tüm çocuklarla bu aktiviteler gerçekleştirilebilir. Böylece çocuklar işi bittiğinde bir ürünü çöpe atarak dünyaya daha çok atık üretmektense, malzemeye bakıp, hayal gücünü kullanıp, onunla neler yapabileceğini öğrenecektir.
  • Kolleksiyon yapma: Herkes pul, peçete, böcek, tohum [aklınıza daha ne gelirse], hafta içinde biriktirip, arkadaşlarıyla paylaşabilirler, hepbirlikte bir koleksiyon başlatabilirler
  • Çarşaf: Bir çarşaf deyip geçmemek lazım, çarşaf sihirli bir örtü olabilir, üstünde küçük toplar zıplatılabilir, şarkı eşliğinde. Sonra çarşaf yukarıda-aşağıda oyunu, çarşafın içine girip aileler tarafından sallanma oyunu vs.
  • Duygu havuzu: Aynı renkte bir çok malzeme aynı kutuya konulabilir, ya da farklı yüzeylerde, kokularda, sertlikte, yumuşaklıktaki malzemeler çocuklara verilir, çocuklar farklı doku, koku ve yüzeyleri hissederler. Bildiğiniz üzere küçük yaştaki çocuklar harf bilmezler ki kitap okusunlar. Onlar için yüzey, doku, sertlik derecesi harfler gibidirler. Dokunarak, hissederek okurlar ve anlarlar. 
  • Jimnastik hareketleri: Çok basit esneme ve gevşeme hareketleri hayvanları taklit ederek yaptırılabilir
  • Kukla ve tiyatro: Oyun gruplarının vazgeçilmezi.
  • Kitap okuma: Seslerle, şarkılarla, kitaba hareket katarak yani Kitap Okuyan Çocuklar tarzı kitap okuma.
  • Proje yapma: Bir konu ya da tema seçilerek çocukların bir projeyi takım çalışmasıyla gerçekleştirmeleri sağlanabilir. Tabi bu aktivite için çocukların birbirlerine alışkın, ve uzun zamandır görüşüyor olmaları lazım.

* Unutmamak gerekir ki bir çocuk bir aktiviteyi yapmak istemeyebilir, kesinlikle zorlanmamalı. İsterse diğer çocukları izlemeye devam edebilir, ya da başka bir işle uğraşabilir.


~~~


Bir çocuk büyütmek, büyük bir dünya ve yer yer zor olabilen bir dünya. Toplum olarak, mahalle olarak biraraya gelerek, birbirimize destek olarak, zor anlarımızda birbirimize yardımcı olarak bu yükü hafifletebiliriz. Ben İstanbul’a tekrar taşındığımda etrafımda çok az dost ve tekrar ama bu sefer bir anne olarak öğrenmem gereken bir şehir vardı. Bana ne ev işlerinde, ne çocuk bakımında yardımcı ve destek olabilecek birileri yoktu. Annem yılda iki kez İzmir’den gelse bile bu yeterli değildi. Bir de tabi bebek arabasını Ortaköy’de kaldırıma çıkarmaya çalışırken ezilen ayağım hikayesi var ki sormayın.. Bu zorluklardan ilham alarak projeler ortaya çıkmaya başladı: önce Kitap Okuyan Çocuklar, sonra Bebedönüşüm, Dönüşen Oyuncaklar, Oyun Evim TV... Bu projelerin tek amacı var ailelere yalnız olmadıklarını, birbirlerine yardımcı olarak, dayanışarak çok güçlü olabileceklerini göstermek ve bunu hayata geçirebilmek. Kitap Okuyan Çocuklar Türkiye’nin heryerinde yerel bağlamda çocuk kütüphaneleri adı altında okul öncesi ve sonrasına hitap eden aktif öğrenme merkezleri oluşturabilmek ve ailelerin çocuklarının gelişiminde aktif rol oynamasını sağlamak için başladı. Bebedönüşüm’de evde olan ama kullanmadığımız bebeğe ve anneliğe ait her türlü eşyayı, oyuncağı, bebek bakımına dair herşeyi [örneğin kefir mayası] karşılık beklemeden, sadece paylaşmak adına paylaşıyoruz ve böylece çocuklarımıza bir ürüne ihtiyaçları olduğunda illa ki bir dükkandan almak ve tüketmek yerine önce arkadaşlarına sormayı ve paylaşmayı ve böylece daha az çöp üreten ve doğaya saygılı bir medeniyet oluşturmayı öğretiyoruz. Dönüşen Oyuncaklar yine geri dönüşüm malzemelerini alıp, parklara gidip hep birlikte hayal gücünü kullanmayı, tasarım yapmayı öğrenmeyi amaçlıyor ve Oyun Evim TV’de de amaç ailelere evde çocuklarıyla evdeki malzemeleri kullanarak keşfetmeyi, yapmayı göstermeyi amaçlıyor.

Bu yazı uzunca bir yazı oldu, muhtemelen bol anlatım bozukluğu da olmuştur. Sonuna kadar okuyabildiyseniz teşekkürler ve hatalar afvola.. Ben sadece bir anneyim ve Montessori eğitim sistemi üzerine uzman değilim. Sadece bir anne olarak okuduklarım, öğrendiklerim var. Yukarıda yazan oyun aktivitelerinin hepsi Montessori sistemine uygun olmayabilir, ama amaç; belli bir eğitim tarzını yol gösterici alarak evlerde çocuklarımızla kaliteli zaman geçirerek, mahalleli olarak birbirimize nasıl destek olabileceğimizi öğrenmek, araştırmak ve gözlemlemek. Aktivite fikirleri sadece yol gösterici olsun diye konulmuş olup, çocukların yasına, gelişimine göre düzenlemelere ihtiyaç olabilir.
Umarım oyun grupları, kitap okuma çemberleri, paylaşım bumerangları, oynayarak öğrenme, öğrenerek oynama her yeri sarar ve biz büyük bir aile olarak bu ülkede, bu dünyada, bu evrende sevgiyle, birbirimize saygı göstererek yaşarız. Çok mu hayalbazım? Bence değil, herşey bizim elimizde :)

İstanbul dışı illerdeki Montessori oyun grubu kurmaya çalışan diğer gruplardan bazıları [Lütfen şehir isimlerinin üstüne tıklayın]:
AnkaraEskişehirİzmir, İzmir BornovaBursa, Kocaeli


Gerisi burda...

Tuesday, 19 March 2013

A papier-mache Easter egg

Delfi making her Easter egg
It's time to prepare Easter Eggs!
Delfina and I made a giant Easter egg using
  • a balloon, 
  • one cup of flour, 
  • two cups of water,
  • lots of strips from magazines and newspapers.
Delfi's giant papier-mache Easter egg

Just blow up a balloon, cut magazine paper into strips, dip the strips into the glue mixture [water and flour] and then smooth them on the balloon. Then, let it dry.
It's fun and a great play time activity.
We did not need to paint it 'cos I thought it looked cool ;)

~

Balondan papier-mache tekniği kullanarak lamba yaptık. Oyun Evim TV'de izlemek için, lütfen tıklayın:http://sebastiyan.mynet.com/oyun-evim-izle-balon-lamba-vid-1855683/
Gerisi burda...

Friday, 7 September 2012

Ev yapimi parmak boyasi ve Delfi'nin yaptigi ilk dogumgunu karti

Ev yapımı aktivitelerimize parmak boyasını da ekledik :) Çok eğlenceliydi, kesinlikle tavsiye ediyorum. Gidip içine ne koydukları belirsiz boyaları almayın, bu parmak boyaları şahane ;)
Delfi mama sandalyesinde, parmak boyasini hazirlarken
preparing her finger paint in her high chair
Öncelikle ağzı kapaklı cam ya da plastik ufak boy şişeler hazır ederseniz, çok pratik olur diye düşünüyorum. Çünkü vereceğim tariften bol bol parmak boyası çıkıyor ve de kapaklı bir şişeye / kaseye konulursa daha sonra da kullanılabilirsiniz.  Bendeki tarifin yarısını yapmama rağmen, 3-4 çocuğa yetecek boya çıktı. Delfina hanım da bol bulunca boyamı kağıda, kağıt mı boyaya battı bilemedim ;) Çılgıncaydı ama zevkli  :) Yalnız bizim kadar çılgınca heryeri boyarsanız [saç, sürat, bacaklar, kollar] ardından bir banyo faslı gerekecek.


Mama sandalyesi ya da balkon bu iş için en harika yerler. Aktivite balkonda yapılacaksa, öncesinde bulaşık deterjanını döküyorum balkon zeminine, veriyorum Delfi'nin eline saplı fırçayı. Köpük köpük yapıyor her yeri ve çok eğleniyor. Hatta bu bile sıcak yaz günlerinde başlı başlına bir eğlence ;) Balkonda yaparken yere kocaman kağıtlar seriyorum, özgürce boyuyor [büyük boy kağıt bulamazsanız, A4'leri arkadan bantlayarak birleştirebilirsiniz]. Mama sandalyesindeyse A4 boyu kağıtlar [bir yüzü kullanılmış kağıtları, geri dönüşüme atmadan önce Delfina için saklıyoruz. Yeni A4 kağıt kesinlikle vermiyorum. Dünya'daki ağaçlar pek kıymetli ve ben bu konuda çok hassasım] kullanıyoruz. Tarife gelince:


- 1 kupa mısır nişastası
- 1/2 kupa soğuk su [çeşme suyu]
-2 kupa sıcak su
- 1/4 kupa rendelenmiş sabun [ [arzuya baglı, çocuğunuzun malzemeyi ağzına koymasından endişe ederseniz kullanmayın derim. Ben bildiğimiz beyaz Haci Şakir sabun kullandım]
Aktivite önlüğü giydirmeyi unutmayın ;)
- Ana renklerde gıda boyası

Mısır nisastası ve soğuk su, çatal yardımıyla cam bir kasenin içinde karıştırılır, ardından sıcak su eklenip, karıştırılır. Topaklanmalar ortadan kalkınca, içine biraz sabun rendeledim. Sonra malzemeleri farklı kaselere koydum ve içlerine farklı ana renklerde gıda boyalarını ekledim. Ara renkleri malumunuz ana renkleri birbirine karıştırarak elde edebilirsiniz. Geri kalanını da ağzı kapalı şişelerde / kaselerde saklayabilirsiniz.
Delfina'yla parmak boyasını Oyun Evim TV'de gösterdik. Bizi izlemek icin, lutfen tiklayin.

*Ayrıca yoğurdu küçük kaselerin içine koyup, biraz gıda boyasıyla karıştırıp daha yoğun kıvamlı boya da elde edebilirsiniz. Gıda boyası kullanmak istemeyenlerse doğal baharatlar, malzemeler kullanabilirler. Mesela sarı renk için toz zerdeçal çok iyi sonuç veriyor.


Delfi'nin ilk hazirladigi dogum gunu karti
Bu resim ayrıca 21 ay boyunca emzik emmemiş kızımın,
 iki yşsa yakınlaşmayla birlikte emzik emişinin  kanıtıdır..
Delfina'nın parktan arkadaşı İnci'nin doğum gününü kutladık parkta, doğum gününden bir gün önce yine birlikte parmak boyası yapıp, İnci'ye bir doğum günü kartı hazırladık ;) Tabi ben de üzerine yazıyla doğum günü mesajını yazdım, ama kızım parmaklarını konuşturdu kartta ;) Bundan daha değerli ne olabilir ki ;)




Home-made finger paint:

We prepared finger paint today:

- 1 cup of cornflour (in US cornstarch)

- 1/2 cup of cold water [tap water]

- 2 cups of hot water

- 1/4 cup of soap flakes [optional]

- Food colouring

Easy peasy: mix cornflour and cold water and then add hot water. Carry on mixing. Add soap flakes, if you don't think your child might try to eat it. Put the mixture in separate containers with lids. And add a different colour of food colouring to each container.  That's it. Delfi also prepared a birthday card for her friend from the playground with fingerpaint and of course I wrote a birthday note on the card as well ;) It's a fun activity! The best places are balconies / verandas or highchairs for this activity. Cos it gets quite messy and Delfi definitely needed a bath after that ;)
Thanx Aunty Dania for providing the recipe ;)
Gerisi burda...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...