My photo
a utopist, a green, a free soul, a liberal, a young (well let's say 'a new' rather than 'young') mother, a rebel, a thinker, a smiler, a wonderer, a note, a butterfly, a rainbow, a nymph, a kite, a wave, a breeze from the sea, a purple soul, a chocolate-addict, a lover...
Showing posts with label hastalik. Show all posts
Showing posts with label hastalik. Show all posts

Monday, 25 November 2013

Antibiyotik almak zorunda kalirsak ne yapmali?

Daha önceki yazılarımdan anlaşılacağı üzere antibiyotikleri sevmem. Bağışıklık sistemimin zayıflığını ve aşırı derecede alerjik bir bünyeye sahip olmamın nedeninin yıllarca bana yüksek dozlarda verilen antibiyotikler olduğunu düşünürüm. Ben doğar doğmaz anneme kırk gün boyunca verilen antibiyotikleri ben anne sütü vasıtasıyla hayatımın ilk kırk günü almam belki de 'dakka 1 gol 40 durumu' yarattığı için hayatım boyunca sağlık sorunları çektim. Güney Kore'de yaşarken ilk kez hasta olduğumda doktora gittim ve doktor bana 250mg'lik antibiyotik vermişti, ben de gülümsemiştim ben 500mg'lik 1000mg'lıklarına alışkınım benim bünyeye işlemez diye, nitekim işlememişdi de..Günümüzde antibiyotikler peynir ekmek gibi satılıyor. Halbuki, eğer kendinizin ya da çocuğunuzun hastalığı viral ise antibiyotikler hiçbir işe yaramaz. Örneğin, faranjit gibi %95 virüsler tarafından oluşturulmuş bir hastalığı doktorunuz antibiyotikle tedavi etmeye çalışıyorsa, doktorunuzu değiştirmeyi düşünün derim. Birçok hastalık ister ilaç kullanın, ister kullanmayın kendiliğinden geçiyor zaten. Benim prensibim benim ve kızımın vücudunun savaşmasına izin vermek. Eğer çözümsüz bir yolda durduğumu görüyorsam o zaman ilaç seçeneğine bakıyorum.
Uzun bir zamandan sonra ilk kez antibiyotik kullandım geçen hafta. Çünkü an itibariyle bağışıklık sistemim son üç yılın en kötü zamanını yaşıyor ve çocukluktan gelen kalp sorunum da göz önüne alındığında hayatımı riske atmak istemedim yirmilik diş çektirme ameliyatında. Tamam antibiyotikleri vücudumuzdaki yararlı bakterileri öldürdüğü için sevmiyorum ama yeri geldiğinde antibiyotik hayat kurtarır. Hastalar olarak vücudumuzda uygulanacak tedaviyi kabul edip etmeme hakkımız var. Bu noktada da bilinçli olmalı ve geçirdiğimiz hastalıklar üzerine araştırma yapmalıyız. En azından benim bakış-açım bu.
Peki diyelim antibiyotik kullanmak zorunda kaldık, o zaman ne yapmalı? Bağırsaklarımızdaki iyi bakterileri tekrar nasıl canlandırmalıyız? Biliyorsunuz sağlıklı bir bünye ve bağışıklık sistemi sağlıklı ve iyi bakterilerin bol olduğu bağırsaklar ve sindirim sisteminden geçiyor. Ben küçüklüğümden beri beynimizle değil de bağırsaklarımızla düşündüğümüzü düşünürüm. Beynimiz evet bir orkestra şefi gibi yönetiyor vücudumuzu ama bağırsaklardaki herhangi bir sorun tüm düşünce ve psikolojik sistemimizi etkiliyor. Kabız olduğunuzu düşünün, nasıl bir ruh hali içinde olursunuz, ya da ishalken? Nitekim bununla ilgili de yapılmış yeni bir araştırma var, incelemek isteyenler buraya tıklayabilir.
Benjamin Arthur'un NPR için yaptığı illüstrasyon
Bağırsağımızdaki bakteriler beynimizi yönetirken
Benim antibiyotik sonrası yaptıklarıma gelince:

Yoğurt: özellikle probiyotik yoğurtla mayalanmış yoğurt. Mayanız ne kadar eskiyse, probiyotikse o kadar iyi. Ben bazen markette satılan sade probiyotik yoğurtları kullanıyorum yoğurt mayalamada. Duyduğuma göre (bu konuda araştırma yapmadım sadece kulaktan duydum) markette satılan yoğurtlarla 5 kereden fazla mayalarsanız mayanız kaliteli bir maya haline geliyormuş. Mayalanmaya yardımcı olsun diye ben bir çay kaşığı şeker de ekliyorum.

Kefir: Atalık içeceğimizi yapmak çok kolay esasında. Kefir taneleri canlı. O yüzden bir hayvana bakar gibi bakmalı ve hatta onlarla konuşmalı. 

  1. Kefir mayasını alıp ufak cam bir kavanoz içine koyun ve üzerine süt ekleyin. 
  2. Ağzını kapayın ve mutfağınızda ışık almayan bir dolabın içine koyun. 
  3. Züccaciyelerde kefir için satılan metalden yapılmamış olan süzgeçler var. Mayaladıktan bir gün sonra bir kabın/bardağın üstüne süzgeci oturtun ve kefiri bardağın içine dökün. 
  4. Önemli nokta şu: kefire kesinlikle metal değmeyecek, tahta kaşık kullanın ve kefiri kesinlikle suyla yıkamayın [klorlu suyla yıkamak kefirleri öldürüyor ama içme suyuyla yıkayabilirsiniz]. Süzgeçten süzdükten sonra süzgecin içinde kalan kefir tanelerini yine cam bir kavanoza koyun üstüne süt ekleyin. Ertesi güne işlemi tekrarlayın. 
  5. Bardaktaki kefir içeceğini ister ayranmışçasına için ya da içine muz ve süt ekleyip blenderdan geçirip, muzlu süt niyetine için. Başka meyveler de katabilirsiniz. Ya da yoğurt çorbası yaparken yoğurt yerine kefir kullanabilirsiniz.
  6. Eğer oda sıcaklığında mayalıyorsanız kefiri hızlı mayalanır. Günlük tüketmek istemiyorsanız buzdolabında mayalandırabilirsiniz ki anca 2-3 gün ya da daha uzun sürede mayalanmış olur. Eğer bir seyahate çıkacaksanız ya da bir süreliğine kefir içmek istemiyorsanız mayanızı küçük bir plastik kap ya da buzdolabı poşetinin içine az sütle dondurucuya koyarsanız, tekrar kullanmak istediğinizde buzluktan çıkarıp üstüne süt eklemek suretiyle tekrar hazır olur kefir tanecikleriniz.
Kombucha:  Rivayet odur ki bir japon hükümdarı çok hasta olur ama hastalığına hiçbir çare bulunamaz. Hekimlerden birinin aklına hükümdara kombucha  vermek gelir ve hükümdar iyileşir. Probiyotik sirke içmek isteyenlere birebir. Kombucha hazırlamak için maya bulmalısınız. Bende var ve çevremdekilerle paylaşıyorum. Moda, Kadıköy civarında ihtiyacı olanlara mayam üredikçe paylaşabilirim. Kombucha kefir gibi değil, mayaya metal değmeyecek diye bir kuralı yok. Ben sıradan kavanozların içinde  kombucha  mayalıyorum. Mayaladığınız kabın çapı ne kadar büyükse kombucha mayası da o kadar geniş bir yüzeye yayılıyor. Kombucha yapmak için mayaya, siyah çaya, şekere ve bir önce yaptığınız sirkeden yarım çay bardağı kadar kombucha sirkesine ihtiyacınız var. Bir kavanoza demlenmiş siyah çay (orta-koyu arası bir dem kıvamında ya da 1 litreye 3 demlik siyah çay poşeti ve yarım bardak şeker olacak şekilde) koyup içine 1-2 çorba kaşığı şeker atıp karıştırıyorsunuz. Şekeri bakteri yiyerek büyüyor. Yaklaşık 1 hafta-10 günlük bir süre sonrasında size kalan probiyotik sirke oluyor. Aynı kefir gibi kombucha da karanlık ortamı seviyor.

Kvass: Bir rivayete göre Ruslar savaş esnasında koleranın olduğu bölgelerde bir maşrapa kvass içip, savaşa giderlermiş. Emzimlerin, B vitaminlerinin, folik asitin bol olduğu. bağışıklık ve yararlı bakteriler için harika bir içecek. Kırmızı pancarlı olan tarifine gelince [tarifi paylaştığı için Ulli Allmendinger'e şükranla]:

  • 3 kırmızı pancar (soyulmuş ve dörde bölünmüş olarak)
  • 1/4 bardak peyniraltı suyu [evde sütünüz bozulduysa, içine 1-2 damla limon ekleyip, kaynatın. Sonra süzün. Süzgecin üstünde kalan çökelek peyniridir (isterseniz tuz ekleyip afiyetle yiyin ya da börek yapımında kullanın), süzgecin altında kalan da peyniraltı suyudur, şifalıdır. İster poğaça, ister ekmek, ister kvassın fermentasyonunu başlatmada kullanın.]
  • 1 kaşık deniz ya da kaya tuzu
  • 1 litre su
  1. Bir cam kavanozun içine pancarları koyun, üstüne tuzu serpin, peyniraltı suyunu ekleyin ve sonra da suyu.
  2. Kavanozun kapağını kapayın, ve oda sıcaklığında kvassın 2-4 gün boyunca [mutfağınızın sıcaklığına göre fermente olma süresi daha hızlı ya da yavaş olabilir] fermente olmasını bekleyin.
  3. Pancarları ve de bir sonraki kvass mayası olarak kullanmak üzere yarım su bardağı kvass ayırın. Aynı pancarı 2-3 kez kvass yapmak için kullanabilirsiniz. 
  4. Kvassı buzdolabında saklayın.
Yarım bardak kvass içerek başlayıp, bunu günde 2-3 bardağa çıkarabilirsiniz. Enzimlerin, B vitaminlerinin, folik asitin bol olduğu kvass, bağırsak hastalıkları, parazitler ve bağırsaktaki probiyotikleri arttırmak için de çok faydalı bir içecek.
Alternatif olarak eczanelerden saşelerin içinde satılan probiyotiklerden alıp, yoğurt mayalarken içine koyabilirsiniz ya da yoğurt mayalamasanız bile yoğurdun içine, probiyotik saşe+kuru meyve+bal ekleyerek tüketebilirsiniz. Sadece hastalık zamanı değil; sık sık probiyotik almak genel sağlık ve koruyucu sağlık anlayışı açısından önemli.

Son söz: antibiyotik elden geldiğince kaçınılmalı, ama yeri gelir hayat da kurtarır. Hasta değilken de bağırsaklarımızdaki probiyotiklerle kuvvetlendirirsek, hem hasta olma riskimizi ortadan kaldırırız, hem de antibiyotiklerin öldürdüğü yararlı bakterileri bağırsaklarda tekrar oluşturup sağlıklı bir bağırsak florası edinmiş oluruz.
Sağlıkla! Sağlığa!
Gerisi burda...

Monday, 14 October 2013

Öksürükte ne yapmalı?

Delfina alt solunum yolu enfeksiyonu geçirdi geçen hafta ve ben yine bir miktar kafayı yedim [ciğerlerinden farklı farklı birçok garip hırıltı geliyordu]. Neden o hasta olduğunda bu kadar yıpranıyorum bilmiyorum, psikolog bir arkadaşım benim kendi hastane/hastalık anılarımla onunkilerin benim zihnimde karıştığını söylüyor. Doğru olabilir... Çok kötü öksürüyordu ve ağızdan alınacak hiç bir ilacı da kabul etmiyordu [önce ona saygı duydum, vermedim istemediği doğal ilaçları ama sonunda baktım daha da kötüye gidiyor, okulumuzun psikoloğuna da sordum konu hastalık olunca zorlayarak içirmede bir sorun yok dedi]. Birçok arkadaşı, dostu aradım. Onlar da sağolsunlar bildiklerini paylaştılar. Bunlardan bazıları:

  • Burnu açık tutun! Hastalıklarla mücadelede en önemli adım burnu açık tutmak. Burnu kaybederseniz tüm kaleyi kaybedersiniz. Defalarca denedim ve blogda da yazdım burun açmanın en etkili yöntemi hakiki biberiye yağı (Mecitefendi güvendiğim ve benim kullandığım bir marka). Yastığa ya da yakaya damlatabilirsiniz. Yağlar ve etkileri üzerine yapılmış yeterince araştırma yok ama ben kulak çubuğuna bir damla biberi yağı damlatıp, burnun içine sokup, burnu acıtmadan içerdeki bir yere dokunup çubuğu çıkarıyorum. Biberiye antimikrobiyal, antibakteriyaldir. Bu o kadar etkili bir yöntem ki Delfina biberiyenin burun açmadaki başarısını bildiği için artık kendi yapıyor bu işlemi. Dediğim gibi biberiye yağı üzerine yapılmış bir araştırma görmedim henüz ama hastalık çekip antibiyotik kullanmaktansa biberiye yağı kullanmayı tercih ediyorum. 
  • Deniz kadayıfı: Aktarlarda satılan bir tür yosun, sütü kaynatıp içine bir bilye büyüklüğünde kadayıfı atıyorsunuz ve ocağın altını kapıyorsunuz. Demleniyor içiriyorsunuz.Deniz kadayıfını kullanmadan önce yıkamayın çünkü yıkamak şifa özelliğini yok ediyor.
  • Itır: Yine aynı şekilde sütü kaynatıp bir yaprak ıtırı içine atıp, demliyorsunuz. Ben bal da ekleyerek içirdim ikisini de. Itırı kendi kendime araştırma yaparken buldum. Küçükken en çok sevdiğim çiçeklerden birinin adının sardunya olduğunu öğrendim. Çünkü UMCA diye sardunyadan yapılmış bir ilaç varmış. Sonra ıtır bitkisinin [ki bence her evde saksıda olmalı, annem sütlü tatlı yapacağı zaman süt kaynadıktan sonra mutlaka bir yaprak içine atar. Çünkü harika bir rayiha ve tat veriyor] öksürüğe iyi geldiğini keşfettim. Ve böyle bir karışım yaptım. İşe yaradığını düşünüyorum.
  • Keçiboynuzu suyu: Düdüklüde 20 dakika boyunca kaynattığım 3 adet keçiboynuzunun suyunu yukarıdaki iki sütlü karışıma karıştırarak içirdim. Çünkü süt mukozayı arttırıyor [yani öksürüğü], keçi boynuzuysa mukozayı inceltiyor. Bunu yarım bardaktan fazla da vermemek lazım gün içinde. Çünkü keçiboynuzunun aşırı tüketimi burunda da kurumaya neden oluyor. Aklınızda bulunsun eğer burun çok kuruysa tuzsuz tereyağından tırnağınızla alıp burnun içine koymak eski bir Anadolu yöntemi. Böylece burun içi çok güzel nemlenmiş oluyor.
  • Harnup/keçiboynuzu pekmezi: Yukarıda anlatıldığı üzere keçiboynuzu mukozayı inceltiyor.
  • Bal: Ayrıca göğsüne yatarken bal sürdüm. Sabaha kadar balı vücut çekmiş oluyor.
  • Kekik/nane yağı: Ayaklarının altına kekik [bir damla hakiki kekik yağı 1 tatlı kaşığı zeytinyağının içinde seyreltilerek sürülür] ve nane yağı sürdüm. Ayrıca evin içinde mikropların ve hastalığın kırılması için yarım litre sıcak suyun içine kekik yağı damlatmak iyi geliyor. Arada bir kekik yerine biberiye yağı da kullanılabilir. Bir de bu metodun benzeri soğanı ikiye bölerek hastanın olduğu odada gece boyu bırakarak da yapılıyor.
  • Zencefil/bal/zerdeçal karışımı: Taze zencefil+bir dilim limon+üstü başar bal+ 1-2 çay kaşığı zerdeçal karıştırılıp, ağzı kapaklı bir cam kasenin içinde durmalı ve her gün hasta olun olmayın bu karışımdan bir tatlı kaşığı yenilmeli. Ben zerdeçali yemeklere katıyorum ayrıca ama öğrendim ki zerdeçalin pişmemesi gerekiyormuş. Yani kullanacaksanız bile yemeğin altını kapattıktan sonra içine atmalısınız. Zerdeçal bünyeyi kuvvetlendirmek için Hint mutfağının vazgeçilmezlerinden.
  • Soğan suyu tarifi: Lega Bebe'nin yazarı sevgili Gamze de şöyle bir tarif verdi: 1 soğan sekize bölünür, 3-5 dış sarımsak ve iki su bardağı kaynar su bir cam kavanozun içine atılır, ağzı kapanır. İçilebilecek sıcaklığa gelindiğinde bir limonun suyu+bal eklenerek sabah akşam bir çay bardağı içilir. Bu karışım genel bakteriye karşı savaşmada iyi olan bir tarif. Ben de bu hafta bol bol içtim. Çünkü Delfina'nın anaokulunda Delfina'yla daha çok olabilme ama aynı zamanda onun sosyalleşebilmesi için ingilizce derslerine giriyorum ve benim de hastalıklarla hasta olmadan mücadele etmem gerekiyor.
  • Ananas: Hiç aklıma gelmezdi ananasın öksürüğe iyi geleceği. İlginç bir şekilde çok işe yarıyor. Ananas tarif 1: Kendim içeceksem bir kalın dilim ananas, 2cm kalınlığında taze zencefil, yarım limon suyu, biraz su blenderdan geçirilip, balla tahta kaşık yardımıyla tatlandırılır. Bazen Delfina'yı zencefilli karışımları içmeye ikna edemiyorum. O zaman sadece ananası veriyorum eline yiyor. Ananas tarif 2: Ananasın kabuklarını atmayın. Ananasın kabuklarını 3 bardak su bardağı kaynar su + 1 büyük kabuk tarçın + 1 çay kaşığı karanfille bir taşım kaynatın, demleyin ve çay şeklinde tüketin. Bu iki tarifi çok ağır öksürüyorken denedim ve balgamlı öksürükten kurtuldum. 
  • Ayrıca arı poleni, propolis, arı sütünü eksik etmedim yediklerinden. Metabolizmayı güçlü tutmak gerekiyor. Ben organik olanlarını tercih ediyorum.
  • Temiz hava: Ev bol bol havalandırılmalı, çocuk bol bol temiz hava için dışarı çıkarılmalı.
  • Taze meyve ve sebzelerin suyu sıkılıp verilmeli.
  • Süt, et gibi mukozayı arttırıcı yiyeceklerden kaçınılmalı. Tabi bunun aksini iddia eden araştırmalar da var ama ben gözümün gördüğüne inanıyorum. Ne zaman Delfina süt içtiyse öksürük arttı.
Ateşi çıktığında hiç bir şekilde müdahale etmedim. İlaç vermedim, hastalıkla savaşarak vücudunun hastalıklara karşı kuvvetlenmesine izin verdim. Ki önce alt solunum yolu enfeksiyonu geçirdi, bir hafta sonra boğaz enfeksiyonu ve sonunda ağrı kulağına vurdu ve ağlamaya başladı. Doğal Anneyim sevgili Başak'ın yöntemiyle soğanı rendeledim, üç damla soğan suyunu ısıtılmış tatlı kaşığıyla ağrıyan kulaktan damlattım. Sonuç inanılmazdı. Ağlayan çocuk, bu işlemden sonra 2-3 saatlik bir uykuya daldı ki günlerdir adamakıllı uyuyamıyordu.
Tüm bu yöntemler uygulanırken en önemli noktalardan biri burnun açık kalması ki daha önce bu konuyla ilgili çok yazdığımdan burda bahsetmeyeceğim.
Şifayı Verene sonsuz şükür...

Bunun haricinde aman aklınızda olsun bitkisel de olsa hazır satılan öksürük şuruplarının içinde çok fazla katkı maddesi var. Ben Prospanı iki yıl önce kullandım ama pek bir fayda da sağladığını görmedim. UMCA'yı denemedim ama yukarıda dediğim gibi onun yerine ıtırı keşfetmiş oldum.
Unutmayın, bebeğiniz hala emiyorsa, en harika çözüm sürekli emzirmek. Delfina artık bebiş ve süt kuzusu olmaktan çıktığı için bu tarz çarelere başvurmam gerekiyor maalesef...
Bunlar bu hastalık maceramızda yaptıklarım. Hala toparlanma evresinde, ama umarım tüm çocuklar kötü bir hastalık yaşamazlar, kolayca bu kış dönemini atlatırız. Bana destek olan çok fazla güzel insan var, hepsine minnettarım. Bu zor dönem boyunca arayıp soran, desteğini, tavsiyelerini eksik etmeyen herkese çok ama çok teşekkürler..
Şifayla..

Gerisi burda...

Friday, 21 December 2012

Eyvah cocugum hastalandi. Ne yapmaliyim?



Hasta olan cocuklara nedense hemen seker veriliyor, lutfen vermeyin. Seker vucuda girdigi anda bakteriyle is birligi yapip, vucudun savunma sistemini 5 saatligine bloke ediyor. Ama bal ya da guc versin, metabolizmayi guclendirsin diye ari poleni verilebilir. Ozellikle de organik dukkanlarda filan bulabilirseniz Manuka bali (Yeni Zelanda'da manuka denilen teatree'ye benzer agaclar var, ve bu ballarin antibiyotik etkisi var. Gunde yarim tahtacay kasigi bu bali yeme genel metabolizmayi arttirir, seker hastalarinda kanayan yarayi bile durdurur). Ben manuka ve kanuka ballarini Yeni Zelanda'da yerel ureticilerden aliyorum, alirken dikkat edilecek bir nokta da ustunde degerler vardir. Bu degerler balin ne kadar antibiyotik gibi etki ettigini ne kadar sifali oldugunu gosterir. Rakam ne kadar yuksekse o kadar iyi ama +10 olan herhangi bir manuka balini gonul rahatligiyla deneyebilirsiniz. Cevizi manuka balina bandirarak yemek de hem cok enerji veriyor hem de emzirirken anneye iyi geliyor.

"Sacinin teline bile zarar gelmesin..
Gozbebegim, hastalik sana ugramasin..
Gule yuzun hep nese sacmaya devam etsin.."
Bu dilek sadece kendi kizim icin degil;
tum gozbebekleri icin...
Ayrica ates, bogaz agrisi, oksurugun ana nedeni cocugun rahat nefes alamamasi olma ihtimali cok yuksek. Eczanelerde sinus rinse kit diye bir arac satiliyor. Ben normalde bunu kendim kullaniyorum ama hasta olan cocuklarda nefesi acmak, sinusu yikamanin cok faydasini gordum. Bu sinus rinse kit'in icinde bir sise ve kucuk şaseler cikiyor, her şasenin icinde karbonat var ama oran o kadar iyi ayarlanmis ki burnu yakmiyor. Bir burun deligine dogru siseyi bastirdiginizda ters u misali burna bir delikten giren su diger delikten cikiyor. Bu karisimin icine burunda antimikrobiyal gorev ustlensin, islaklikla olusacak herhangi bir mikrop uremesini onlemek icin 1-2 damla biberiye yagi damlatiyorum. Cocuklarda bu dedigimi sadece her burun deligine bir olmak sartiyla ve gunde 1 en fazla 2 kez yapilabilir. Yaparken yapan kisinin dikkatli olmasi, ve islemi yapmadan once bir buyuge anlatir gibi ne yapilacagini anlatmasinin onemli oldugunu dusunuyorum. Dun gece Delfina ateslendi, hemen emzirdim, ustune sinus rinse kit uygulayip, buhar makinasini actim. Hic bir ilac kullanmadan ates dustu. Nefes hayat demek ama nefes organi olan burna nasil bakim yapilacagi onemli. Yalniz bir uyari: eger burun tikaliysa sinus rinse kiti kullanmadan once ya bir burun aspiratoruyle ya da birsekilde o sumuklerden kurtulmaniz gerekiyor. Yoksa burun icindeki basinc kulaga zarar verebilir. Burnu acmak icin ayrica lavanta ve biberiye yaglarina basvurabilirsiniz. Okoliptus bulunan coldmix gibi yaglari onermiyorum. Cunku okoliptus kullanilirken cok dikkatli olunmali, ilginc bir yag ve cocuklarda onerilmiyor.
Ayrica neler yapiyoruz hasta olunca, oksurunce?
  • Eger anne emziriyorsa pismemis, cig sogani elma yer gibi kutur kutur gece yataga gitmeden once yemek, sonra gece kalkip bebegi emzirmek [tabi o zamana kadar esiniz kokuya dayanamayip, evi terketmediyse. Siz nolur nolmaz isi saglama alin, esinize de yedirip yatirin :)) ] Bir de pisirdigim yemeklere koydugum sogan ve sarimsagi arttiriyorum hastalik donemince.
  • Bol vitamin C, ben hala emzirdigim icin narenciye, elma, kiwi gibi C vitamini acisindan zengin meyveleri yemenin disinda cranberry extract aliyorum solgarin urunlerinden, bol C vitamini takviyesi icin.
  • Emziren anneye 2-3 damla ardic yagi suyun icine icmek faydali, hem gribe hem idrar yolu enfeksiyonuna.
  • Taze zencefil ve havlucani bol bol kaynatip kaynatip anne-kiz iciyoruz.
  • Meyan kokunu sicak suda demleyip, icine iki kuru incir atip hem inciri yemek, hem suyunu icmek oksuruge cok iyi geliyor. Delfina bu caydan 2 yudumdan fazla iciyor. Bu da kafi diyorum.
  • Ayaginin altina iki damla kekik yagini 1 tatli kasigi ozon veya zeytinyaginda seyreltip surmek, ozellikle topuk kismina. Bu bir nevi antibiyotik ozelliginde, metabolizmayi hizlandiriyor.
  • Kuru oksuruge karabiber ve pekmezi karistirip birkac kasik icmek de iyi gelir, oksurugu dindirir.
  • Ayrica toz zencefille manuka balini [ya da sadece bal] karistirip Delfina'ya icirtiyorum.
  • Anne sutu haricinde, hastalik ve burnu tikalilik doneminde aman sut vermeyin cunku sut mukozayi arttiriyor, e burun zaten tikali, sut olayi daha da kotulestiriyor. 
  • Tikali ve kuru burun deliklerine bir parca tereyag surmek [1 damla biberiye yagiyla]. Burna tereyag surmek eski bir Anadolu adeti.
  • Ve sevmek, yaninda olmak, sarilmak, sifa dolu dusunceler dilemek...


 Saglikli olan cocuga bakmak dunyanin en kolay isi.. Allah kimseyi hastalikla imtihan etmesin.. Allah yavrularimizi korusun.. Ben yillar once soyle bir anekdot duymustum: Musa Peygamberin bir gun basi agrir, Tanriya sorar ne yapayim diye. Tanri da filanca daga git filanca cicegi kaynat ic. Musa Peygamber bunu yapar, basagrisi gider. Belli bir zaman sonra Hz. Musa'nin yine basi agrir, o daga gidip o cicegi icer ama basagrisi bir turlu gitmez, aksine daha da kotulesir. Tanri'ya sorar, dedigini yaptim ama olmadi diye. Tanri da der ki 'ikinci seferde sen sifayi benden degil, ottan aradin. O yuzden.'
Ben dogdugumdan beri hastane koridorlariyla pek bi hasir nesir yasam surdum. Buyuk iki ameliyat, bir kateder gecirdim. O hastane ve hayat koridorlarinda pek bi acizlik ve aci gordum. Bu belki benim ister Allah deyin, ister doga, ister baska bir sey deyin, Yaradan'a ve Sifa verene inancimi arttirdi. O yuzden tamam bu otlara, dogaya cok guveniyorum, ama sifayi Verenden istiyorum.. Cunku biliyorum ki bazen ne yaparsaniz yapin ise yaramiyor, bazen bir sey yapmaya bile gerek kalmiyor. Isin bir de diger bir boyutu var, insan hep kendini gelistirir, degistirir, oyle olmali en azindan. Benim 31 yasimdaki halimin arastirdigi, yasadigi kadariyla [sevgili annemin ve abim Mustafa'nin de destegi ve bildiklerinin isiginda] bu bilgiler ise yarayan bilgiler. Ben doktor ya da lokman hekim degilim, ama bu bilgiler benim isime yaradi, belki baska birinin de isine yarar diye bu bilgileri paylasiyorum..

Sonradan yazilmis ek: Maalesef Turkiye'de doktorlar her duruma bir ilac verme endisesinde oluyorlar, ya oyle ogrendikleri, ya ilac firmalari oyle dedikleri, ya da baska turlu aileler mutlu olmadiklari icin.

Ingiltere'de aliskanliktan her hastalikta doktora giderdim, onlar da dinlen atlatirsin derlerdi, sinir olurdum. Kore'de doktora gidersem en kotu hastaligimda bile 250mg'lik antibiyotik verirlerdi 500'lere 1000mg'lara alisik benim bunyeye de bu viz gelir tiris giderdi. 
Ama anladim ki her hastalikta doktora gitmeye gerek yok, zamanla, dinlenme, ve dogru beslenmeyle de geciyor cogu hastaliklar. Ufacik bebeklere bile kimyasal surup ve antibiyotik dayanmasini ben anlayamiyorum. Delfina da 2 aylikti RSV gecirdi, ama olagaustu doktor Sukru Cangar (Izmir) hic bir sekilde ilac vermedi. Emzirmeye devam ettim ve gecti cok sukur. Ben dogduktan sonra cok antibiyotik kullanmis annem [tabi o zaman emen bebege etkisi oldugu da bilinmiyor], ondan sonra da benim saglik sorunlarimdan dolayi ben cok kullandim. Durum ortada: bunyesi zayif, astimli, herseye alerjik bir birey. Ama artik hem kendimi, yediklerimi, zihniyetimi cogu konuda degistiriyorum. Ve coktan faydalarini gormeye basladim. Anne olmak, beni hayata ve saglikli kalmaya bagladi. Surekli dogal cozumler bulmaya calisiyorum. Hos, esim, bir bilim adami olarak, o dogal cozumlerin de ilac oldugunu soyluyor. Ama en azindan icinde ne idugu belirsiz katki maddeleri yok bu ilaclarin..
 Sifayla... 
Gerisi burda...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...