My photo
a utopist, a green, a free soul, a liberal, a young (well let's say 'a new' rather than 'young') mother, a rebel, a thinker, a smiler, a wonderer, a note, a butterfly, a rainbow, a nymph, a kite, a wave, a breeze from the sea, a purple soul, a chocolate-addict, a lover...
Showing posts with label Kitap Okuyan Cocuklar. Show all posts
Showing posts with label Kitap Okuyan Cocuklar. Show all posts

Thursday, 15 January 2015

Aksan, Yöresel Zenginlik ve Çocuklar

Aksanlar insanların büyüdüğü yerlerin aksi yani yansımasıdır. Aksan, o yörenin coğrafyasını, insanların olaylara bakışını, kuşlarını, yemeklerini yansıtır.  Ne kadar çok aksanı varsa bir yörenin o kadar renkli bence yaşam tarzı ve yarattığı kültür. Türkiye gibi büyük coğrafyası olan bir ülkenin ürettiği sanatçıların aksan zayıflıkları şaşırtıcı. Yabancılığa özenen, sesi İngilizce gibi çıkan garip çakma bir aksan ortaya çıkmaya başladı son 10-20 yıldır. Şarkıcılar da bu çakma aksanı kullanıyor. Halbu ki Özay Gönlüm'ü Özay Gönlüm, Barış Manço'yu Barış Manço, Cem Karaca'yı Cem Karaca yapan neydi? Bu sanatçılar bence hakiki sanatçıydı. Barış Manço, Cem Karaca, Erkin Koray ve niceleri Batı'dan aldıkları nota sistemi ve müzik türünü , Anadolu'nun deyimleri, ifadeleri, kimi zaman aksanı ve zenginliği içinde ne güzel de harmanlamışlardı.
Son 1,5 yıldır kızımın gittiği ana okulunda interaktif İngilizce dersleri veriyorum. Ders esnasında bir şey oldu, sınıf öğretmeni sınıfa geldi ve bir şey dedi, ben de 'demin yapmıştık ya' gibilerinden bir cümle söyledim. Tabi yazıldığı gibi 'demin' olarak değil, 'temin' olarak telaffuz etmişim kelimeyi. Kafası hızlı çalışan öğrencilerimden bir tanesi 'temin' değil o 'demin' diyerek beni düzeltti. Ben de dedim ki 'ama ben İzmir'liyim'. Öğrencim bu cevabı hiç beklemiyordu, şaşkınlık içinde kaldı. Ben de her yörenin bir şivesi , her dilin bir aksanı olduğundan bahsettim, İngilizce'den örnekler verdim. Çok şaşırdı öğrencilerimin hepsi, ama kafalarında yeni bir ufkun açıldığını görebiliyordum konuşmayı yaparken.
Delfina'nın da aksanı ortaya çıkmaya başladı. Türkçe için İstanbullu'lar böyle konuşur, İzmirli'ler şöyle konuşur diye örnekler veriyor. Aksanla ilgili olmasa da yöresel farklılıkla ilgili ne zaman sarma yesek şöyle diyor: 'İstanbullular dolma diyor buna halbuki bu sarılıyor, sarma bu, biz sarma diyoruz' diyor.
Yeni Zelanda aksanı kullanarak İngilizce konuşuyor, çok tatlı oluyor, Yeni Zelanda İngilizcesi İngiliz İngilizcesine çok yakındır ama 'ı' ve 'i' seslerini aynı duyar ve söyler çoğu Yeni Zelandalı. Örneğin bear ve beer arasındaki ses farkını duymazlar. Delfina da 'milk' kelimesi 'mılk' olarak telaffuz ediyor, çok hoşuma gidiyor :) İşin garibi ben böyle Yeni Zelanda aksanıyla alay geçiyorum ama yeni tanıştığım tüm yabancılar ve arkadaşlarım benim aksanımın da Yeni Zelanda aksanı olduğunu söylüyorlar, ee ne demişler körle yatan :)
Dün bundan 2 yıl önce Moda Park'ında tanıştığım Zelike (kendisi çocuk bakıcılığı yapan hayalleri olan ve hayalleri peşinden giden biri. İyi bir işi varken, sadece çocuk pedagojisi üzerine kendisini geliştirmek istediği için işinden ayrıldı ve su an birçok yerden eğitim alıyor) dün bana çocuklara kitap okurken daha iyi bir aksanla kitap okuyabilmek için diksiyon dersi aldığını söyledi. Bence yaptığı çok idealistik, ve işini ne kadar özenle yaptığının göstergesi. Yine de, ben de ne yapayım, aksanların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yöresel farklılıklar zenginlik kanımca, aynı bir gökkuşağı gibi. Bu güzel renklerin hepsini alıp tek bir kalıba sokulması beni huzursuz ediyor. Diksiyona vs. tabii ki karşı değilim, benim hassasiyetim kültürlerin amalgamlaştırılması. Kitap Okuyan Çocuklar olarak kurduğumuz ve kuracağımız kütüphaneler için de kültürlerin ve yörelerin kütüphane içinde çocuklara yansıtılması çok önemli. Kadıköy'deki kütüphane kurulurken çok dedim, Kadıköy'ün sembollerinden bazılarını (boğa, Haydarpaşa Garı, Kadıköy İskelesi gibi) ahşap plakaya silüetlerini kestirelim, kütüphanenin dış cephesinin kaplaması öyle olsun, içeride duvarlarda hem dünya hem Türkiye hem de Kadıköy merkezli İstanbul haritaları olsun, Kadıköyle ilgili resimlerin olduğu bir kitapçık olsun diye. Kütüphanenin tüm hazırlıkları üç haftada bitirildiği ve ardından belediyeden bir bütçe çıkmadığı için hala yapılabilmiş değil tabi. Umarım ileride ve yeni açacağımız kütüphanelerde olur. Çocukların yerel, yöresel olanı görmeleri; hayal güçlerinin o zenginliklerle beslenmesi çok önemli. Yöresel olanın bilinip, sahiplenilmesi de aynı oranda önemli. Kişi kendinden bilir meseleyi, benim ruhumda efeler çıktı mı sahneye, benim ruhum acar kanatlarını efeler gibi ve ruhum coşarak uçar mutlulukla. Ben yöremi, zenytinimi, toprağımı, oya işlerini, ahşap işlemeciliğini, yöresel müziğimi, dansımı çok severim. Son bir haftadır Özay Gönlüm izliyorum internetten. Ne büyük zenginlik! Hikayeleri, müziği, gırtlağı, enstrümanı zenginlik ötesi zenginlik. 
Çocuklarımıza yöresel olanı göstermemiz, tarhana çorbasının, salçanın hazırlanışını, malzemenin kökenini göstererek öğretmemiz çok önemli. Yöresellik en büyük zenginlik; yüzyıllar ötesi bir miras içinde bulunduğumuz kültür. O yüzden alın çocuklarınızı bir Kapalı Çarşı'ya gidin, orda tadın farklı yöreleri, gösterin el-işçiliğini, farklı renkleri çocuklarınıza; inanın çok kökler katar çocuklarınıza. Aksanlarınızdan, şivelerinizden utanmayın, bu farklı ses ve melodilerin zenginliğini kutlayın.
Gerisi burda...

Monday, 24 March 2014

Emek emek İnteraktif Çocuk Kütüphanemiz Kadıköy'de Açıldı!

Aralık 2012'ydi Emziren Anneler'den bir anne, grupta Üsküdar'da varolan bir çocuk kütüphanesinden bahsetmişti. Ben de heyecanlanıp, 'neden bu tarz yerler Türkiye'de yok, yurtdışında ailelerin çocuklarıyla gidip ücretsiz olarak vakit geçirip, sosyalleşebilecekleri yerler var. Biz de birlik olursak, böyle yerlerin oluşmasını sağlayabiliriz' demiştim. Çok net hatırlıyorum, bir kişi hariç herkes 'burası Türkiye, burda böyle şeyler olmaz' dedi. Bir imza kampanyasıyla yola çıktık. Yine Emziren Anneler'den sevgili Dalya Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk'ten bizim için randevu aldı. Gidip projemizi sunduk, sayın başkan da 'projeye tam destek' verdiğini söyledi. Bu, suya atılan ilk taştı. Ondan sonra sürekli olarak proje için çalıştım. Her sabah 5'te kalktım, Delfina'nın uyuduğu tüm zamanlarda proje için gece-gündüz demeden çalıştım. Boş vakitlerimizde varolan kütüphanelere gittik. Kütüphane müdürleri, belediye başkanları, Milli Eğitim müdürleri, okul müdürleri,  kaymakamlar, bakanlıklar, belediyeler gidip projeyi sunduğumuz yerler... Toplantılara Delfina'mla gittim, yanımızda diğer anne ve çocuklarla. Önümüze hep bürokratik engeller çıkıyordu, o yüzden eğer bize bir mekan vermezlerse; parklar-pazarlar ne güne duruyor dedik ve organik pazarlarda, parklarda 'kitap çemberleri' oluşturmaya başladık. Pazardaki soğan, havuç kuklamız oldu; parklarda İngilizce-Türkçe kitap okumaları yaptık, deneyler yaptık, geri dönüşüm materyallerinden oyuncaklar yaptık. Geçen yaz İBB projeye bir gezici kütüphane tahsis etti derken geçen sonbahar imza kampanyalarının hızını arttırdık. İmzalar 10,000'i aştı. Yağmurlu bir gün, yağmur çamur demeden gittik Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk'e bize bir yıl önce vermiş olduğu sözü hatırlattık, imzaları beyaz bir ayakkabı kutusunun içinde teslim ettik. Başkan makam kapısını açtığında biz kapısının önünde sevgili Şule Şenol'la birlikte ahşap topaç çeviriyorduk :) Başkan, 'bugün yer bulun, haftaya açayım' dedi. Biz toplantıdan ayrıldıktan sonra, nerede bulacağız uygun mekanı diye içimiz pırpır etti. Birkaç gün sonra güzel haber geldi. Başkan bize Kadıköy'ün ve İstanbul'un en güzel parklarından Özgürlük Park'ında [ismi gibi güzel] yer tahsis etmişti. 80 metrekarelik prefabrik yapı parka getirildikten 3 hafta gibi kısa bir süre içinde kütüphanenin mobilyalarını, oyuncakları, rafları, rafların içine gelecek kitapları tek tek seçtik, alımlar yapıldı ve 19 Mart 2014 Türkiye'nin ve Kadıköy'ün ilk İnteraktif Çocuk Kütüphanesi'nin açıldığı tarih oldu. Kurdelayı Başkan, Delfina'yla kesmeden önce, beni de yanına çağırdı ve açılışı üçümüz birlikte yaptık. 

Gururlanıyor muyum? Hayır! İçimde bir hayalin gerçekleşmesinin getirdiği, insanlara faydalı olmanın getirdiği tarifsiz mutluluk ama gurur değil. Benim kafamdaki daha yapılacak ne kadar çok işin olduğu. Okul öncesi eğitimde ciddi bir boşluk var ülkemizde. 'Çocuk kütüphaneleri' adı altında, benim hayal ettiğim Kitap Okuyan Çocuklar Projesi sadece kitapların olduğu bir kütüphaneden ibaret değil. Bu kütüphane, bir interaktif öğrenme merkezi. Sadece çocukların da değil; ailelerin öğrendiği bir merkez. Sorular geliyor, 'biz çocuklarımızı buraya bırakıp gidemez miyiz' diye. Hayır efendim, çocukların size ihtiyacı var. Güzel ve kaliteli vakitler ailenin varlığıyla oluyor, birilerin çocuklarınızı eğlendirmesiyle değil. Bu kütüphanede aileler çocuklarıyla nasıl vakit geçirmeleri gerektiğini öğrensinler; çocuk gelişimi, psikolojisi üzerine kendilerini geliştirsinler. Aileler kendilerini çocukları için geliştirsinler ki torunları olduğunda torunlarının yaratıcı bir şekilde gelişmelerini sağlayacak tüm bilgileri olsun; böylece kuşaklar boyu aileler çocuklarını keşfeden, merak eden, öğrenmekten keyif alan, yaptığı işten keyif alan bireyler olarak yetiştirsinler ve işte o zaman umut dolu günler tüm ülkeyi sarsın.. Okul öncesi dönem, toprağın işlenme dönemi. Çocuğa bu dönem istediği ilgiyi 'doğru bir şekilde' vermek, gelişimine yardımcı olmak, çocuklara bırakılacak maddi mirasın çok ötesinde bir yatırım.
Anne kız
Binbir emekle açılan kütüphanemizde
Geçen gün bana takılan oldu 'Esra Hanım, Delfina için ne işler açtınız başınıza' diye [kütüphaneyi kastederek]; ben de dedim ki 'sadece Delfina için değil; Delfina kütüphanedeki herşeye sahip. Bu, tüm çocukların da böyle bir dünyası olsun diye'. Gerçekten öyle.. Umut ediyorum ki aileler çocuklarlarına daha çocukları 'tohum'ken, 'filiz'ken değer verip, onlarla birlikte zaman geçirirler, onların keşfetme ve öğrenme isteklerini arttırırlar. O kadar acı ki yaptığı işi sevmeyen, yaptığı her işi söylenerek yapan 'büyük'lerin olması. O büyükler muhtemelen mutsuz, çünkü hep keşfetme duyguları bastırılmış, bir soru sorduklarında 'sen sus, küçüksün, bilmezsin' denilmiş. Örselenmiş bir çocukluktan daha kötü ne olabilir..
Yüzleri, kalpleri, ruhları hep gülsün çocukların... Aileler çocuklarını hep öğretmene, bakıcıya, psikoloğa, doktora paslayacakları bir varlık olarak görmesinler. Onlarla vakit geçirsinler ve nasıl vakit geçirileceğini de kütüphaneye gelip öğrensinler, diğer ailelerle bilgilerini paylaşsınlar...Çocuklar, aileleriyle güvende hissederler kendilerini...Kitap Okuyan Çocuklar ülkemin her köşesinde olsunlar, hem aileler hem çocuklar için olan çocuk kütüphaneleri her mahallede olsun. Nasıl ki bundan 100 yıl önce anaokulu diye bir kavram yoktu, herkes mahallesinde büyütüyordu çocuklarını.. Diliyorum ki yakın bir süre sonra  interaktif çocuk kütüphaneleri her mahallede olsun, aileler mahallesindeki diğer çocuklu aileleri tanısınlar, birlikte keşfetsinler, paylaşsınlar, öğrensinler..
Ben hayal ettim, suya bir taş attım. Dalgaların ne kadar çoğalacağı diğer ailelerin elinde..
Sen de mahallende, bir interaktif çocuk kütüphanesi istiyorsan; yerel yönetime baskı yap, konuş, anlat, diğer ailelerle örgütlen, imza kampanyası başlat. Önüne ilk çıkan engelde pes etme, ya engelin üstünden atla; ya da engelin çevresini dolaş.
Kitap Okuyan Çocuklar Projesi için neler yapabileceğini bize yaz, gönüllümüz ya da il/çe sorumlumuz ol:
iletisim@kitapokuyancocuklar.org 
Kitap Okuyan Çocuklar'ın logosunda, kitabın yani ilimin-bilimin içinden çıkan bir balon görürsün; işte o umut balonu... İnsanı çok yukarılara çıkarır; kalbimini mutluluk ve yaşamla doldurur..İşte ihtiyacımız olan da bu değil mi?
Sevgi ve umutla
Teşekkür: Proje boyunca birçok yardım edenimiz, destek verenimiz oldu. Ama bir dost var ki özellikle ismen teşekkür etmek istiyorum. Bu yola ilk çıktığımda yanımda olan, benimle toplantılara gelen, çok büyük bir destek olan, uzun süre projenin Yardımcı Koordinatörlüğünü yapmış olan Aylin Kök Aydın. Aylin artık çalışmaya başladığı için projede eskisi gibi aktif çalışmıyor. Çok iyi bir yol arkadaşı Aylin, Delfina'nın kankisi Arın'la birlikte... Teşekkürler Aylin... Açılışta neden birlikte çekilmiş bir fotoğrafımız yok bilmiyorum, şaşkınlık ve yoğunluktan olsa gerek..
Umarım bundan sonra da Aylin gibi profesyonel gönüllü arkadaşlar yanımızda olur, birlikte nice güzel işe imza atarız.. 
Gerisi burda...

Thursday, 3 October 2013

Oyun Çemberleri Anadolu'nun Her Yerini Sara!...

Delfina’nın bebekliğinden beri çocuğunu fiziksel aile desteği olmadan büyüten bir anne olarak yaşadığım yerde hep oyun grupları oluşturma çabam oldu ki hem ben annelik sürecimi paylaşabileyim başka annelerle, sorunlarımızı konuşabilelim; hem de kuzenleri gibi yakın aile dostları olmadan şehirde büyüyen kızım sosyalleşsin, başka çocuklarla iletişim içine girsin. Delfina için önce İstanbul Ortaköy’de harika bir oyun grubu oluştu, sonra Moda’da. Delfina anaokuluna gitmeye başladı bu sene haftanın üç günü ama yine de bir oyun grubu olsun, özellikle kış günlerinde mahalleden, parktan arkadaşlarıyla buluşmaya devam etsin istiyorum. Bu esnada Facebook’ta Montessori Anneleri grubunda yazışmalar ve Anadolu’nun her yerinden anneler organize olmaya başladı evlerinde ya da mahallelerinde bir oyun grubu kurmak için. Aileler çocuklarıyla kaliteli vakit geçirmek istiyorlar ve özellikle hava koşullarının iyi olmadığı zamanlarda çocuklarıyla aktiviteler yapıp, çocuklarının kaliteli ve öğrenme süreçlerine yardımcı vakit geçirmek istiyorlar. Ben de İstanbul için Anadolu ve Avrupa yakası olmak üzere iki Facebook grubu kurarak diğer organize olmak isteyen annelere yardımcı olmak istedim. Bunun üzerine toplantı yaptık ve evde nasıl oyun grubu kuruluru konuştuk. Geçen yıllardan gelen deneyimler de birleşince şöyle toplantı notları çıktı ortaya, umarım oyun grubu kurmak isteyen ailelere yardımcı olur notlar.

Montessori Oyun Grupları Toplantı Genel Notları

29 Eylül 2013, Moda Parkı

Oyun grubu nerde olabilir? Evlerde, yerel kütüphanelerde, gönüllü evlerinde vs.
Dileyen aileler evlerini birbirlerine açıp, belli bir rota dahilinde birbirlerinin evlerinde buluşabilirler. Ama evlerde oyuncak kavgası çok yaşanacağı [çünkü ev sahibi olan çocuk her zaman oyuncaklarını diğer arkadaşlardan korumaya çalışacaktır. O yüzden ya oyuncaksız bir ortamda aktiviteler yapılmalı, ya da çocuğa hangi oyuncakları paylaşıp paylaşmak istemediği sorulmalıdır] için alternatif mekanlara bakmak daha akıllıcadır. Malumunuz birçok kütüphane hatta çocuk kütüphanesi mevcut. Ama bu tarz mekanlar aktif olarak kullanılamıyor ve çocuklara ‘sus, ses yapma’nın ötesine geçilemeyen mekanlar olarak kalıyorlar. Yeni yeni kütüphanelerde masal saati uygulamaları ve kütüphaneleri çocukların ihtiyacına yönelik düzenleme alışkanlığı başladı. Oyun grubunun kurulacağı semte yakın bir kütüphaneden [halk, belediye, ya da Kültür Bakanlığı’na ait kütüphaneler] ya da belediyeye ait bir gönüllü evi yahut benzeri bir kamu alanından çocuklara aktivite yapabilmek için ortak alan talep edilebilir. Özellikle kütüphanelerdeki masal saati uygulaması oyun grubuyla birleştirilebilir. Kitap Okuyan Çocuklar Projesi’nin geçen hafta İBB’ye ait kütüphanelerin bu tarz aktivitelerde kullanılması için onay aldık. Bulunduğunuz mekandaki kütüphaneyi kullanmak için Kitap Okuyan Çocuklar Projesi aracılığıyla izin alıp, kütüphaneyi amaca uygun hale getirebiliriz. Konuyla ilgili yazışmalar bilgi@kitapokuyancocuklar.org eposta adresinden yapılabilir.

Ne kadar sıklıkta? Ailelerin uyumuna ve tercihine kalmış ama düzen olması çok önemli. Her hafta aynı gün, aynı saatlerde ve aynı kişilerle yapılan aktiviteler kesinlikle uzun dönemde daha iyi sonuç verecektir.

Sayı ve yaş grubu: Bildiğiniz üzere Montessori’de karma yaş uygulaması vardır. Ama eğer semtte çok fazla aile varsa, iki grup yapılıp, yaşları birbirine yakın çocuklardan gruplar da istenilirse oluşturulabilir. Grup başı tavsiye edilen ideal çocuk sayısı 5’tir.

İkramlar: Ev sahipliği yapacak olan aile, su hariç hiçbir ikramda bulunmakla yükümlü değildir. İkram konusu oyun grubunu eğlenceli bir zaman geçirme olmaktan çıkarıp yükümlülük haline getirir. Eğer çocukların birşey yeme ihtiyacı olacağı düşünülürse, herkes evinden bir kilo ya da çocuk sayısınca mevsim meyvesi getirebilir. Mesela bir aile muz getirirken, diğer aile elma getirebilir. Böylece çocuklara paylaşma ilkeleri de gösterilmiş olunur.


İletişim: İlk buluşma sonrasında telefon ve eposta adresleri paylaşılır, hatta yazışmaları kolaylaştırmak amaçlı bir google ya da yahoo group kurulabilir.


Süre: Oyun gruplarının süresi en fazla 1.5 saat olmalı. Çocuklar yaşlarına orantılı olarak konsantre olamamakta ve bir saatten fazla biraraya gelmelerde oyuncak kavgaları ve huysuzluk artabilmekte.


Ne tür aktiviteler yapılabilir?

  • Şarkılar: Şarkıyla oyun oynamak çok önemlidir. Şarkılar çocukları rahatlatıyor, birbirleriyle daha güzel iletişim kurmalarını sağlıyor.
  • Ahşap bloklar: Çocuklar ahşap blokları kullanarak kule vs. tasarımı yapabilirler, ya da ev yapımı boya kullanarak blokları kullanboyayabilirler. Bu tarz aktivitelerde evin kirlenmesini önlemek amaçlı plastik örtüler alınıp, çocukların altına serilebilir. Ve bu örtüler bir aile tarafından her hafta yıkanıp, tekrar kullanılabilirler.
  • Doğal malzemeyle oyuncak yapımı: Oyun hamurları, parmak boyaları vs doğal malzemelerden yapılabilir ve hepbirlikte oynanabilir. Oyun hamurunu çocuklar kendileri bile karabilirler. Bildiğiniz gibi çocuk sizden talep etmedikçe bir büyük olarak elindeki işi alıp bitirilmiyor Montessori sistemine göre. Çocuğun işi/görevi kendi yapmasına, keşfetmesine izin veriliyor.
  • Dizme/aktarma: Makarna, boncuk vs. ipe dizilebilir, ardından boyanabilir. Mercimek, pirinç vs. bir kaptan diğer kaba aktarılabilir, bu esnada bir huni ya da dar bir cam şişe vs. kullanılabilir
  • Baskı: Patates baskısı, kapak baskısı, silgi ve ip baskısı vs..
  • Geri dönüşüm malzemelerinden oyuncak ya da obje yapımı: Herkes evden getirdiği geri dönüşüm malzemelerinden farklı oyuncaklar vs. üretebilir. Bir tema belirlenebilir. Bunun için Dönüşen Oyuncaklar Facebook grubundan fikirler alınabilir. Hatta havanın güzel olduğu zamanlarda parklarda buluşulup parktaki tüm çocuklarla bu aktiviteler gerçekleştirilebilir. Böylece çocuklar işi bittiğinde bir ürünü çöpe atarak dünyaya daha çok atık üretmektense, malzemeye bakıp, hayal gücünü kullanıp, onunla neler yapabileceğini öğrenecektir.
  • Kolleksiyon yapma: Herkes pul, peçete, böcek, tohum [aklınıza daha ne gelirse], hafta içinde biriktirip, arkadaşlarıyla paylaşabilirler, hepbirlikte bir koleksiyon başlatabilirler
  • Çarşaf: Bir çarşaf deyip geçmemek lazım, çarşaf sihirli bir örtü olabilir, üstünde küçük toplar zıplatılabilir, şarkı eşliğinde. Sonra çarşaf yukarıda-aşağıda oyunu, çarşafın içine girip aileler tarafından sallanma oyunu vs.
  • Duygu havuzu: Aynı renkte bir çok malzeme aynı kutuya konulabilir, ya da farklı yüzeylerde, kokularda, sertlikte, yumuşaklıktaki malzemeler çocuklara verilir, çocuklar farklı doku, koku ve yüzeyleri hissederler. Bildiğiniz üzere küçük yaştaki çocuklar harf bilmezler ki kitap okusunlar. Onlar için yüzey, doku, sertlik derecesi harfler gibidirler. Dokunarak, hissederek okurlar ve anlarlar. 
  • Jimnastik hareketleri: Çok basit esneme ve gevşeme hareketleri hayvanları taklit ederek yaptırılabilir
  • Kukla ve tiyatro: Oyun gruplarının vazgeçilmezi.
  • Kitap okuma: Seslerle, şarkılarla, kitaba hareket katarak yani Kitap Okuyan Çocuklar tarzı kitap okuma.
  • Proje yapma: Bir konu ya da tema seçilerek çocukların bir projeyi takım çalışmasıyla gerçekleştirmeleri sağlanabilir. Tabi bu aktivite için çocukların birbirlerine alışkın, ve uzun zamandır görüşüyor olmaları lazım.

* Unutmamak gerekir ki bir çocuk bir aktiviteyi yapmak istemeyebilir, kesinlikle zorlanmamalı. İsterse diğer çocukları izlemeye devam edebilir, ya da başka bir işle uğraşabilir.


~~~


Bir çocuk büyütmek, büyük bir dünya ve yer yer zor olabilen bir dünya. Toplum olarak, mahalle olarak biraraya gelerek, birbirimize destek olarak, zor anlarımızda birbirimize yardımcı olarak bu yükü hafifletebiliriz. Ben İstanbul’a tekrar taşındığımda etrafımda çok az dost ve tekrar ama bu sefer bir anne olarak öğrenmem gereken bir şehir vardı. Bana ne ev işlerinde, ne çocuk bakımında yardımcı ve destek olabilecek birileri yoktu. Annem yılda iki kez İzmir’den gelse bile bu yeterli değildi. Bir de tabi bebek arabasını Ortaköy’de kaldırıma çıkarmaya çalışırken ezilen ayağım hikayesi var ki sormayın.. Bu zorluklardan ilham alarak projeler ortaya çıkmaya başladı: önce Kitap Okuyan Çocuklar, sonra Bebedönüşüm, Dönüşen Oyuncaklar, Oyun Evim TV... Bu projelerin tek amacı var ailelere yalnız olmadıklarını, birbirlerine yardımcı olarak, dayanışarak çok güçlü olabileceklerini göstermek ve bunu hayata geçirebilmek. Kitap Okuyan Çocuklar Türkiye’nin heryerinde yerel bağlamda çocuk kütüphaneleri adı altında okul öncesi ve sonrasına hitap eden aktif öğrenme merkezleri oluşturabilmek ve ailelerin çocuklarının gelişiminde aktif rol oynamasını sağlamak için başladı. Bebedönüşüm’de evde olan ama kullanmadığımız bebeğe ve anneliğe ait her türlü eşyayı, oyuncağı, bebek bakımına dair herşeyi [örneğin kefir mayası] karşılık beklemeden, sadece paylaşmak adına paylaşıyoruz ve böylece çocuklarımıza bir ürüne ihtiyaçları olduğunda illa ki bir dükkandan almak ve tüketmek yerine önce arkadaşlarına sormayı ve paylaşmayı ve böylece daha az çöp üreten ve doğaya saygılı bir medeniyet oluşturmayı öğretiyoruz. Dönüşen Oyuncaklar yine geri dönüşüm malzemelerini alıp, parklara gidip hep birlikte hayal gücünü kullanmayı, tasarım yapmayı öğrenmeyi amaçlıyor ve Oyun Evim TV’de de amaç ailelere evde çocuklarıyla evdeki malzemeleri kullanarak keşfetmeyi, yapmayı göstermeyi amaçlıyor.

Bu yazı uzunca bir yazı oldu, muhtemelen bol anlatım bozukluğu da olmuştur. Sonuna kadar okuyabildiyseniz teşekkürler ve hatalar afvola.. Ben sadece bir anneyim ve Montessori eğitim sistemi üzerine uzman değilim. Sadece bir anne olarak okuduklarım, öğrendiklerim var. Yukarıda yazan oyun aktivitelerinin hepsi Montessori sistemine uygun olmayabilir, ama amaç; belli bir eğitim tarzını yol gösterici alarak evlerde çocuklarımızla kaliteli zaman geçirerek, mahalleli olarak birbirimize nasıl destek olabileceğimizi öğrenmek, araştırmak ve gözlemlemek. Aktivite fikirleri sadece yol gösterici olsun diye konulmuş olup, çocukların yasına, gelişimine göre düzenlemelere ihtiyaç olabilir.
Umarım oyun grupları, kitap okuma çemberleri, paylaşım bumerangları, oynayarak öğrenme, öğrenerek oynama her yeri sarar ve biz büyük bir aile olarak bu ülkede, bu dünyada, bu evrende sevgiyle, birbirimize saygı göstererek yaşarız. Çok mu hayalbazım? Bence değil, herşey bizim elimizde :)

İstanbul dışı illerdeki Montessori oyun grubu kurmaya çalışan diğer gruplardan bazıları [Lütfen şehir isimlerinin üstüne tıklayın]:
AnkaraEskişehirİzmir, İzmir BornovaBursa, Kocaeli


Gerisi burda...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...