My photo
a utopist, a green, a free soul, a liberal, a young (well let's say 'a new' rather than 'young') mother, a rebel, a thinker, a smiler, a wonderer, a note, a butterfly, a rainbow, a nymph, a kite, a wave, a breeze from the sea, a purple soul, a chocolate-addict, a lover...
Showing posts with label emziren anneler. Show all posts
Showing posts with label emziren anneler. Show all posts

Saturday, 27 April 2013

'Anneee memme'.. Bir maceranin 'an'lanmasi ve anlami

Her anne ve bebeğin yolculuğu bambaşka...
Herkes anneliği farklı soluklarda yaşıyor...
Ben ilk anne olduğum ve Delfina'yı doğumhanenin ardından odada kucağıma ilk verdikleri andan itibaren Delfina büyük bir ustalıkla emme macerasına başladı. Sanırım Delfina'yı emzirdiğim sütle 3-4 çocuk büyürdü. Hep emmeyi çok sevdi, memeye çok düşkündü.. O istedikçe de hep verdim. Her derdin çaresi memeydi.. 
Emzirmek farklı sağlık nedenlerimden dolayı beni çok zorladı. Yemek yemeyi sevmeyen hatta akşam 7'den sonra ağzına lokma koymayan benin, sürekli yemek yemesi gerekiyordu sürekli emzirebilmek için. Kolestrol normal üst sınırın hep iki katıydı emzirirken. Hoş daha sonra bunun çok normal bir olay olduğunu öğrendim: Kimi emziren annelerin kolestrolleri hep yüksek olurmuş ki sütün zaten %90'i kolestrol yani streoid imiş. Bebeğin hastalıklara karşı anne sütüyle kolayca mücadele etmesinin nedeni buymuş ve zaten ABD'de emziren anneler derneği emziren annelerde kolestrolün bakılmaması gerektiğini söylerlermiş. Geçen yaz dönemi kolestrolden dolayı halsizlikle sürünürken, birden egzersiz yapmaya başlayarak bu dönemi de iyi bir şekilde atlatmış oldum.
Hemen hemen 2.5 yıldır başka annelerin emzirmeyi nasıl bıraktırdıklarını okudum bol bol farklı grup ve forumlarda. Ben hep emzirmeyi bıraktığımda ağlayacağımı düşünerek hatta ağlamış bir anneyim. Yalnız bu sürecin çok doğal olması ve benim memeye dair 'hasta oldu, kötü meme' diyerek ya da memeye farklı tadlar sürerek memeden soğutma tarzında yollara başvurma yollarıyla olmaması için dua ediyordum. Ne de olsa meme bu kadar süre bebeğimin rızkının geldiği, şefkat ve rahmet deposuydu... Sanırım dualarım kabul oldu.. ve emzirme maceramız ben de Delfina da farkına varmadan bir anda 'an'landı... Yaşadığımız yüzbinlerce andan bir 'an' oluverdi...

Acaba iki yaşına kadar emzirmeyi başarabilecek miyim?

Delfina 1. yaşını bastıktan sonra sıklıkla acaba ben bu çocuğu iki yaşına kadar emzirmeyi başarabilecek miyim diye düşündüm durdum. 18 aylıktı, çok eziyet ediyordu ve gece emmelerimiz hala devam ediyordu. Canıma tak etti, istemesem de memeyi bırakıyoruz diye karar aldım, hüngür hüngür ağladım durdum. O sırada ev arama derdimiz de vardı ve bu beni çok stres altına sokmuştu sanırım. Sonra eşim dedi ki önce gece emmelerini bitirelim. Ve eşimin yardımıyla gece emmelerini bitirdik ve ben baya bir rahatladım. Gece uyandığında sadece eşim kalkıp şu verdi, ilk günlerde de porridge verdi [yulaf sıcak süt ya da su ile şişirilir ve kuru meyve ya da bal yardımıyla istenirse tatlandırılır. Muhallebi tarzı gıdalar vermekten daha yararlıdır ve besleyicidir. Sadece yeme işlemi bittikten sonra yulafın etkisi dişleri çürütmesin diye yeme işleminden hemen sonra bir yudum su verilir ya da ağzı fırçalanır]. Geceleri uyumaya başlayan Esra, kesinlikle daha mutlu bir anne oldu...

Ardından ikinci yaş geçti, ama Esra anne bir türlü bırakamadı emdirmeyi. Belki de Delfina'dan ziyade kendisi hazır değildi bu güzel maceranın bitmesine ama Delfina 2.5 yaşında olmaya 5 hafta kala tamamen bir doğal döngü içerisinde kendi kendine bıraktı memme emmeyi. Ki Esra anne memeyi bıraktıklarını anlamadı bile. En son emzirmeden [16 Nisan 2013], bir hafta sonra ne zaman ki Esra anne, Delfi'ye sordu 'emzirmeyi bıraktık mı yani' diye, Delfi büyük bir olgunlukla 'evet' diye cevap verdi. Günde bir kez yanıma gelip, canı sıkıldığında ve ne yapacağını bilemediğinde hala bi kez 'anne memme' diyor ama ikinci kez tekrar etmiyor. Sanırım o sıcaklığı arıyor.. Ama benim vücudum da artık bitip tükenmişti.. Ağzımda çıkan yaralar, tırnaklarımda beyazlıklar, sürekli nefes almaya bile halim olmayacak kadar halsizlik, aşırı yorgunluk, diş etlerimin tamamen çekildiğini hissetme.. Her şey doğasıyla, en güzel şekilde oldu... 
Her anına, gelen sütün her damlasına çok şükür..

Peki emzirmeyi bırakma sonrası göğüste şişkinlik olmadı mı?

Olmadı. Çünkü, prensipli bir çalışma yapmış olduk. İki yaşını geçtikten sonra sadece akşam ve sabah emme moduna geçtik. Aradan bir süre geçti sadece sabah oldu. Bir süre sonra iki günde bir sadece sabah oldu ve kendiliğinden de sonlandı. Geçen hafta Emziren Anneler grubunda okuduğuma göre Anadolu'da memenin üstüne nane bitkisi konunca süt hemen kaçarmış. Ben bunu bilmeden yapmış oldum şöyle ki: Bahar ayı gelince mevsim değişikliğinin etkisiyle benim üşütmem artar, en küçük bir şeyde midem bulanır. Bunun için de topuğumun altına vicks ya da nane yağı sürerim. Malumunuz topuk bölgesinden sürülen yağ hemen kan dolaşım sistemine karışır. O yüzden memede süt kaldığını hiç sanmıyorum.

Emzirirken yemeye dikkat ettiklerim [Belki emziren annelerin işine yarar]

Benim maceramda emzirmeyi artıran şeyler:
  • Emzirmeye ilk başladığımda abim aktardan 'milk tea' adında bir ot karışımı aldı. Karışımın içinde kimyon [gaz alır], rezene, çemen otu, kereviz, ısırgan ve bir kaç karışım daha var. Ya yoğurda karıştırıp yedim, ya da çayını yapıp içtim.
  • Rezene bitkisinin kök kısmı + somon balığı. Birlikte fırında yapıp afiyetle yedikten sonra ertesi güne hep sütüm fışkırarak aktı. Rezene bitkisini Şişli Organik Pazar'dan ya da Migros'tan edinebilirsiniz. Ya da yerel köy pazarlarından.
  • Rezene çayı çok içtim, sütüm gazsız olsun diye.
  • Tabi işin sırrı bol su içmekte.
  • Helva [azıcık bir parça]. İnanılmaz sütümü arttırdı. 
> Ayrıca  anneye gıda takviyesi olarak sprilunayı tavsiye ediyorum. Emzirmekten bitap düştüğümde hep spriluna içtim ve toparladım. Aslen deniz yosunu spriluna: mineral, demir ve B vitamini açısından çok zengin. Organik ya da Hawai'den gelenini tercih etmelisiniz. Türkiye'de Solgar'dan temin edebiliyorsunuz.

Mastit olduğunda ne yapılmalı:

İlk mastit olduğumda yani göğsümde süt bezesi olduğunda annem demişti ki 'canının çektiği bir şey olmuş ve yememişsin'. Ben buna inanmamış ve hatta alay geçmiştim ama binkez deneyip yenildikten sonra anladım ki doğruymuş: Emzirirken canınız ne çektiyse çekinmeyin yiyin! Ne zaman ki yemedim, hep göğsüm şişti.
*Mastit olduysanız, emzirmeden önce sıcak, emzirdikten sonra soğuk kompres yapmak gerekir. Sıcak suyla banyo yapmak, mümkünse jakuziye girip memelere sıcak suyla masaj yaptırmak iyi geliyor.
Bol bol emdirmek gereken bir durum hatta mümkünse profesyonel pompa bulup bol bol sağıp atmak gerekiyor. Ama mesela bir hafta göğüs sızlaması hissedip, bir sürü teknik deneyip geçiremediğim mastiti, bir hafta önce canımın çektiği ama yememiş olduğum tepsi helvasını yiyerek akıttığım vakidir. Şaka gibi ama gerçek..
*Eğer mastit başedilemeyecek durumdaysa antibiyotik kullanmak zorunda kalabilirsiniz. Benim başıma bir kez geldi. Çünkü eğer antibiyotik kullanmazsanız, ameliyatla bezeyi alıyorlar. Mecburen kullandım. Yalnız kadın doğum doktorum benim kalp hastası olduğumu bilmesine rağmen Voltaren hap verdi, üç kez kullanımlık üç gün boyunca. Ve kalbim kötü sıkıştı ve fenalık geçirdim, doktorun hatalı yönlendirmesinden ötürü. :( >Voltaren'i kalp hastalarının kullanmaması gerekiyormuş, zira sağlıklı insanlar için bile iyi değilmiş ek bir bilgi olarak yazayım buraya.
Al-Hambra Sarayinda emzirirken

Bu teknik sorunlar hariç emzirme dünyanın en büyük ve harika bağlarından biri. Bebeğiniz açsa, memenin ucuna kadar gelen kan birden ak süte dönüveriyor ve süt bebeği doyuracak şekilde geliyor; bebeğiniz susamışsa sulu kıvamda; hastaysa antibiyotik gibi etki yapacak donanımda geliyor. Büyük bir mucize ve rahmet pınarı..
Emzirmekten nolur vazgeçmeyin, ilk günlerde hemen süt şırıl şırıl gelmez. Zaten ilk üç gün açık kahverengi bir su şeklinde gelir ki bu bebeğin tüm bağışıklık sistemini, sindirim sistemini oluşturucu görevdedir. Bebeğiniz alsa da almasa da hep verin. Yalnız dikkatli olunması gereken bir nokta var ki hazır mamaların içinde - tam hatırlamamakla birlikte - dil altında bir değeri bozucu içerik varmış. Bu yüzden mamanın tadını alan bebekler memeye pek ilgi göstermezmiş. Malumunuz anne sütünün içindekiler bebeğin yaşına göre içeriğini değiştiriyor. Her aya, her ana özel süt üretiliyor. Ama mamalar öyle değil. Bana şimdi burdan konuşmak kolay, zorluğu yaşayan bilir. Ama nolur sütünüzden vazgeçmeyin, ve emzirmeyi canı gönülden isteyin derim. Şunu gördüm ki annenin psikolojisiyle de çok alakalı bu emzirme işi. Annenin gönlü hoş tutulmalı, kaynanalar çok konuşmamalı, hatta anne mümkünse haberleri izlemesin, hep olumlu düşünsün, hayatının güzel anlarını düşünsün, kollarına 9 ay boyunca beklediği bebeği geldiği için her ana şükretsin ve mutlu olsun..

Bir ayrı konuysa bebeklerin memeyi ısırması. Belki her bebek aynı değil ama ben bebeklerin memeyi özellikle ısırmadıklarını düşünüyorum. Sadece dişler yeni çıktığında çok keskin oluyor ve ısırıyormuşçasına acı duyabiliyor anne. Bebeklerin diş öncesi baya bir efor sarfetmeleri gerekiyor emmek için. O yüzden diş yeniyken de aynı gücü kullanmaları acı verebiliyor dişin sertliğiyle. Ben yeni dişi çıkar çıkmaz gözetim altında havuç gibi sert şeyler verirdim ki dişin keskinliği gitsin, törpülensin ;) 

Bebeği ne kadar emzirmek gerektiği hep çok konuşulan bir konu. Bununla ilgili yazılmış bir sürü makale ve yapılmış araştırma bulabilirsiniz internetten. Ben hep iki yaşı hedef aldım. Bir de şunu duydum ki bebeğin ilk bir yaşına kadar emmesi çok önemli ve hayati. Bir-iki yaş arası emdiğinde de iç organlarının ömrü uzuyormuş.
~
Heryerde emdirdim sanırım: 
Havada, karada, suda. 
Uçakta, feribotta, otobüste, takside, dolmuşta. 
Antik şehirde, sarayda, konserde, ana yolda, bir ağacın altında. 
Konuşurken, kitap okurken, TV izlerken, yemek yerken. Delfina yıkanırken bile emzirdim. Daha ne diyeyim! :)
Her anı için şükrediyorum. Umarım kızımın ve tüm yavruların sağlıklı, sıhhatli bir hayatları olur. Ve umarım hep hayırlı insanlarla karşılaşırlar. İyi, dürüst, ahlaklı, sevgi dolu ve empati kurabilen bireyler olurlar...
Can Yücel'in bir şiiri vardır
'Bizi kuzu gibi büyüttüler,
Büyüyünce koyun gibi gütmek için'
diye. Evet ben emdiği için hep 'kuzum' dedim, ama umarım güdülen bir kadın olmaz.
Hep ayaklarının üstünde, ne yapacağını bilen, doğayla barışık bir kadın olur.
Bu dilekleri tüm insanlık için diliyorum tabi, sadece kendi kızım için değil..
Umutla ve mutlu olarak hayata bakabilirler umarım..
Sonsuz Sevgiyle..
EsraR~

*Önemli Not: Emzirmek bebekle kurulan milyarlarca bağdan sadece bir tanesi. Farklı nedenlerden dolayı emzirememiş bir anne bu yazıyı okursa kendini kötü hissetmesin dilerim.. Emzirme kolay kurulan bir fiziki bağ.. Başta da dediğim gibi her anne bu bağı farklı yaşar, her anne-bebeğin macerası farklıdır. Bu yazı sadece Delfina'ya bizim maceramızla ilgili yazdığım bir miras... Hem belki o faydalanır hem de başkaları, diye yazılmış bir yazı... Önemli olan yavrularımızın hayatımızda olmaları, kurulan bağlar hangi yolla olmuş olursa olsun.. Yani araç değil, amaca bakmak lazım~~~

Gerisi burda...

Monday, 27 February 2012

Haydi tahta oyuncaklara!


Uzun zamandır bu yazıyı yazmaya niyetliydim, ama bir türlü elim değmedi ta ki 'emziren anneler' grubunda bu konu gündeme gelinceye kadar.
Ben istanbul Üniversitesi mezunuyum, ve dört yıl boyunca her hafta mutlaka kendimi Kapalıçarşı değil de onun dışındaki ara sokaklardaki toptancıların orda kaybettiğimden olsa gerek, avcumuniçi gibi bilirim oraları :) Çok da severim. Bir nevi hobimdir, farklı hanları, sokakları keşfetmek.. Nasıl bir hazinedir orası, her gidişimde yepyeni bir dünyanın açıldığı..
Süleymaniye'nin ara sokakları hazinedir. Herhangi bir AVM'de 10 liraya aldığınız bir ürünü orda 2 liraya alırsınız, tabi nerden alacağınızı bilirseniz. Eskiden böyle değildi ama oraları da sürekli değişiyor. Esnaf daha çok para kazanmak istiyor. Değişen dünyaya uyum sağlıyor. Bir yukarı sokakta 20 TL'ye aldığım bir ürünü, Mısır Çarşısı'nda 80 TL'ye bulabiliyorum. Süleymaniye'den Eminönü'ne indikçe fiyatlar artar.

Gelelim asıl konumuza, Delfi'yi çok ilgilendiren bir konuya: oyuncaklar!
Süleymanı Cami'nin hemen altındaki sokakta küçük bir dükkan vardır ahşap oyuncaklar, abaküsler vs. bulabileceğiniz. Dükkanda el yapımı ahşap oyuncakların yanı sıra, çin malı ahşap oyuncaklar da var. Ama dükkan sahibi Erdal Bey, benim bu konudaki hassasiyetimi bildiği için hangilerinin çin malı olup olmadığını hep söyler. Zaten anlaşılıyor da. Erdal Bey hep der ki kendilerinin yaptıkları oyuncakların boyaları AB standartlarına uygunmuş. Çocuklar oyuncağı kemirse, yese de zararı olmaz, diyor. Ama tedbiri elden bırakmamak lazım tabii ki de.
Ulaşım ve iletişim bilgileri Üçer Ahşap'ın şöyle:
Süleymanı Mahallesi, Mimar Sinan Cad. No: 3 Eminönü
Tel: 0212 514 40 48
www.ağactorna.com
Mesela bildiğimiz 'Jenga', Üçer Ahşap'ta oluyor sana 'Denge' :) Jengalar dükkanlarda 50 TL'ye satılıyor, Üçer Ahşap'ta 15 TL'ye. Ve kazanan yerli Türk malı oluyor. Tamam oyunun fikri bize ait değil ama, jengayı denge yapan Türk aklını seviyorum :) Ayrıca Delfi için de iyi bir dış kaşıyıcı oluyor :)

Vardem'in de Üçer Ahşap'ın sokağının oralarda yeri var. Orda da ahşap değil ama Disney'in markalı oyuncaklarını toptan fiyatına bulabilirsiniz. Ben ordan genelde sadece yap-boz hediyeler ve top alıyorum. O kadar. Ahşap oyuncaklar varken plastik almak pek mantıklı gelmiyor.


Yunus yap-boz, Eray Toys
Ayrıca organik tahtadan yap-boz tarzı oyuncak almak isterseniz, Eray Toys var [ http://www.eraytoys.com/ ]. Harika oyuncaklar! Her oyuncakla birlikte bir de hayvanlar hakkında ilginç bilgiler içeren bir kitapçık var. Mesela yunus yapboz oyuncak aldınız, yunusların balık değil de memeli olduğunu öğreniyorsunuz :) Eray Toys'la ilk karşılaşmamız canım dostum Gülce sayesinde oldu. Delfina 'yunus' demek olduğu için, Delfina'ya bir yunus yapboz getirmişti, o ilk doğduğunda :) Ben de eve depoladım onlardan, 1.yaş doğumgünlerine gittiğimizde hediye olarak ondan götürüyoruz, Delfina'dan bir anı olsun diye :)

Ahşap oyuncakları çok seviyorum. Yerli yapım oyuncakları çok seviyorum. İyi ki böyle güzel dükkanlar, şirketler var! Yurtdışındaki arkadaşlarımızın, akrabalarımızın çocuklarına da hep bu oyuncaklardan alıp, yolluyorum, ve götürüyorum. El yapımı, göz nuru ve çok güzeller :)

Bilgi Güncellemesi: Maalesef yukarıda bahsettiğim Süleymaniye'deki dükkan kapanmış :( Keşke yazıyı daha önceden yazsaymışım. Yine de yukarıdaki web adresindeki iletişim bilgilerini yollayarak, sipariş verebilirmişsiniz, eve kargoyla yolluyorlarmış. Erdal Bey cep:  0536 824 1970. Belki böylesi oralara gidemeyen anneler için daha iyi olur. Kapıya teslim.  Dengeyi, uğurböceği şeklindeki yoyoları ve ahşap blokları tavsiye ederim. Her yaş çocuk için uygun bence. Delfi'nin kuzenlerine de aldım, özellikle bayramlarda, noellerde iyi oluyor herkesin birlikte oynayabileceği oyunlar.
Küçük esnafın dükkan kapatması çok üzücü, hiç sevmiyorum 'franchised' yerleri... Dileğim o ki hem tekrar dükkan açabilir Erdal Bey, hem de plastikten ziyade çocuk sağlığına zararsız ahşap oyuncak satan yerler çoğalır. Doğal oyuncakla oynamanın keyfi de anne kalbine verdiği huzur da bambaşka. İki gün önce Delfina'yla Palanga Caddesinden aşağı Ortaköy'e yürüyorduk, karlar yağarken. Sonra bir baktık Belediye ağaçları budamış, budanan dallar toplanılmayı bekliyor yerde. Üstlerinde de çam kozalakları. Hemen bir kaç tanesini aldık eve getirdik. Onlarla oynuyor arada bir :) Benim de böylece içim rahat.. Kurumuş su kabakları, kabuklu haliyle ceviz [en favorilerinden], cilasız tahta kaşıklar, keçiboynuzları Delfi'nin oyuncakları ve diş-kaşıyıcıları arasında..

Bilgi güncellemesi II: Caddebostan'da Gel-Oyna adında çok keyifli yeni bir ahşap oyuncak dükkanı açtı sevgili Şule Şenol. Biz Delfina'yla [bu yazı ilk yazıldığında Delfina dişsiz ufacık bir bebekti ama şu an itibariyle yazıyı güncellerken 2.5 yaşında kocaman bir genç kız] oraya ilk gittiğimiz gün şaka maka 6.5 saat kalmışız. Çok keyifli bir dükkan, insan vakit nasıl geçiyor anlamıyor. Bir nevi müdavimi olduk Gel-Oyna'nın. Gel-Oyna, öyle gidilip hemen bir-iki parça oyuncak alınıp, gidilecek bir yer değil de canlı bir ahşap oyuncak merkezi. Şule Hanım'dan hangi yaşta çocuklar hangi oyuncaklar oynamalı konusunda bilgi alıp, çocuğunuzla atölyelere katılıp, birlikte çok zevkli saatler geçirebilirsiniz. Gittiğimizde sadece Delfina değil, ben de çok eğleniyorum. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
http://geloyna.org/ adresinden adresi öğrenip, hangi atölyeler olduğuna bakabilirsiniz. Şule Hanım'ın ayrıca Ümraniye'deki Meydan AVM'nin orda da [İKEA'nın yanındaki AVM] bir ahşap oyuncak standı var. Zaten ilk orda tanışmıştık. Soma küplerini özellikle tavsiye ediyorum hem anneler hem her yaş çocuk için. 
Bilgi güncellemesi III: Gel-Oyna Bostancı'ya taşındı, aynı zamanda bir atölye merkezi oldu. Meydan AVM ve Caddebostan'daki yerleri kapandı.Bostancı'daki merkeze mutlaka ve mutlaka gidin diyorum.




Gerisi burda...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...